Cesaret ve Adaptasyon

Cüneyt İnay
Cüneyt İnay

Türk insanı nedir? Çok garip bir soru. Şöyle soralım o zaman: Türk insanı dünyada nasıl tanınır? Bunu bir roman, dizi ve filmle dünyaya tam olarak anlatamıyoruz. Çünkü evrensel kaygılar ile ağır lokal gerçekler arasında sıkışınca ortalama bir sonuç çıkmıyor.

Öncelikle Türk insanının en temel özelliklerinden biri cesarettir. İkinci dünya savaşında Hitler, Fransa’yı 3-4 günde düşürdüğünde Alman askerlerinin tamamına cesaret hapı vermiştir. İşte bu bizde doğuştan var. Türk tarihine baktığımız zaman tamamen cesaret ile açıklanabilecek imkansız savaşlar kazanmışız, hem de binlerce. Anadolu’ya girişimiz bile böyle.

Malazgirt Savaşı’nda Büyük Türk Komutan Sultan Alparslan karşısında 4 katı büyüklüğünde bir orduyla savaştı. Artı rakip ordunun ağır zırhlı teçhizatı vardır. Sultan Alparslan o zırhı Romen Diyojen’in ordusuna karşı kullandı. Sürekli ok atışı yaparak geri kaçan Alparslan ordusu, zırhla hareket eden Diyojen birliklerini yordu ve bir anda taarruz ederek hepsini dağıttı. Bu her şeyden önce büyük cesarettir. Pratiktik ve stratejik zekada bu cesarete mahsustur.

Şimdi bir de günümüzden bir örnek verelim. Daha saçma ve absürt bir örnek. Yıl 2015 civarı. Bir gün bir haber sitesinde şöyle garip bir habere rastladım. Türkiye’de sürekli Daeş, Fetö, Pkk, Dhkp-C ve bilumum terör örgütlerinin bombalı eylemlerinin olduğu zamanlar. Her yerde bombalar patlıyor. Tabi Türk halkı da teyakkuzda. Haber şöyle, bir adamın eşinden gizli ikinci evliliğini yapmış, ikinci eşi hastanede ve onu görmek istiyor ama hastanede tanıdıklar var giremiyor. Adam tanınmamak için kara çarşaf giyiniyor ve hastaneye giriyor. Tabi filmlerdeki gibi kara çarşaf bir erkeği saklamıyor ve etraftakiler erkek olduğunu hemen anlıyorlar. Adamı canlı bomba zannediyorlar ve dövüyorlar. Evet dövüyorlar. “Senin canını alırız sadece bomban kalır” diye adamı dövüyorlar.

Dünyada canlı bomba döven tek millet Türklerdir.

Şimdi bu olay absürt. Ama gerçek. Burada asıl noktayı kaçırmayalım, cesaret. Türk insanı canlı bombayı dövecek kadar cesaretli. Avrupa’da bir ülkede uçakta eli işi makası çıktı diye erken iniş yapılıyor, biz ise canlı bomba dövüyoruz. Yakın zamanda İsveç’te bazı çete savaşlarından dolayı kontrolden çıkan yerler oldu, sokakta silahlı çatışmalar oldu ve bomba koyulan bazı araçlar bir bir patladı. İsveç polisi müdahale edemedi, hatta psikolojileri bozuldu. Bozulmayanlar ise bizden teknik eğitim istedi. Çünkü böyle bir şey ile nasıl mücadele edeceklerini bilmiyorlar.

Bizim ise damacana su bayiimiz bile böyle durumlara nasıl müdahale edeceğini biliyor. Çünkü cesaretimizin yanında adaptasyonumuzda yüksek. Adaptasyonumuzun yüksek olmasının nedeni ise duygusal bir millet olmamız. Pandemiye, teknolojiye, yeni olan her şeye Türk halkı direkt adapte olur. Fantastik bir yerden bakarsak ülkede cidden bir zombi istilası olsa ABD’liler gibi her gün zombi kafası patlatmayız.

Çünkü biz Amerikalılar gibi sosyal pragmatist değiliz. İlk gün zombilerin kafasını patlatırız, ikinci gün “ulan onu da Allah yarattı be” deriz. Üçüncü gün çay çorba ısmarlarız, dördüncü gün “Hadi oyna oyna” diye mahallenin delisi muamelesi yaparız, sonra Kaos Show’da maaşlı konuk olur zaten.

Türk halkının cesareti, adaptasyonu ve pratikliği tarihin her döneminde ayakta kalmasını sağladı. Fakat sanayi devrimini kaçırdığımız için tüm bu yeteneklerimizi iyi bir organizasyonla taçlandırmakta geciktik. Bu da çok normal, çünkü eloğlu gökdelen dikerken biz üst üste çok büyük savaşların içinde kaldık.

Yakın döneme kadar Türkiye bazı konularda yapım aşamasında olan bir ülkeydi. Çoğunu tamamladık gibi, kalanlar da tamamlanınca Türkler bölgenin en önemli aktörlerinden biri olacak. Çünkü bizdeki cesaret ve adaptasyon çevremizdeki üç kıtada yok.