İstiklâl Mahkemesinin bir marşı olduğunu biliyor muydunuz?

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan

İstiklal Marşımızın kabulünün 105. yıl dönümünü idrak ettik. Bu milletimizin ruh kökünü teşkil eden marşı ne kadar anlatsak azdır. Çünkü o bir şairin kaleminden her nasılsa çıkan sıradan bir manzume değil, milletin onu yazması için şairini seçip görevlendirdiği bir ebedî mutabakat metnidir.

Cumhuriyet döneminde Onuncu veya Ellinci Yıl marşları gibi başka marşlar da bestelenmiştir ama hiçbiri Mehmed Akif’in sözlerindeki kudretin yanından geçememiştir.

Başlığa bakarak İstiklal Mahkemesi’nin marşı da olur muymuş demeyin hemen. Daha nelerin marşı yoktur ki bizde?

Cumhuriyet darbelerinin anası 27 Mayıs’ın bile pespaye bir marşı vardı, sözleri Behçet Kemal Çağlar’a, bir bestesi ise ünlü bestekâr Münir Nurettin Selçuk’a, diğeri ise Nevit Kodallı’ya aitti. Sözleri şöyle akıyordu:

Milletim aç bağrını,
Sevinçle aç da ısın.
Hürriyet güneşinde,
Yirmi yedi Mayısın.

Hep doğruya yüceye,
Hep iyiye güzele.
Türk milleti gençliğiyle,
Ordusuyla el ele.

Çık üstüne gündelik
Dertlerin, kaygıların,
Türk öğün, çalış, güven
Senindir büyük yarın.

Atatürk'ün izinde,
Bayrağın gölgesinde,
Alın teri göz nuru
Hürriyet bahçesinde.

Gerçi bu ‘devrim marşı’ pek tutmamıştı, çünkü darbenin ayak seslerinin duyulduğu günlerde “Tuna nehri akmam diyor” diye başlayan ünlü Plevne Marşı’ndan bozma “Olur mu böyle olur mu / Kardeş kardeşi vurur mu?” mısralarıyla başlayan yakıştırma marşa yenik düşmüştü.

Darbeler marşlarla kendini meşrulaştırır da kendisi de bir nevi bir hukuk darbesiyle kurulan İstiklal Mahkemesi hiç geri durur mu? O da kerli ferli bir marş yazdırmış.

Mahkemelerin faal bulunduğu 1925 yılında bazı gazete ve dergilerde neşredilen bu tehditkâr ve ibretlik marşın güfte ve bestesinin kime ait olduğunu henüz öğrenemedim. Tarihe not düşmek adına bir gazetede bulduğum sözlerini aşağıya derc ediyorum.

İstiklal Mahkemesi Marşı
Cayır cayır yakarız

Biz her yerde adaletle işimizi yaparız,
Haksızları yaşatmayız, çünkü Hakka taparız,
Âsileri mahvederiz, hesabını kaparız,
Fitne, fesad nerde varsa hiç durmayız koşarız,
Volkan gibi ateş saçar, seller gibi coşarız!

İstiklâlin tarihinde vardır bizim namımız,
Adalettir şiarımız, pek yücedir şanımız,
Bu vatana, bu millete feda olsun kanımız,
Hükmümüzde yanılmayız, haklı haksız seçeriz!
Zalimleri, hainleri bir vuruşta biçeriz!

Bu milleti fesad ile birbirine katanı,
Canilere aldanıp da bize kurşun sıkanı,
Asilerle birleşip de bu millete çakanı,
Yakalayıp ayağına zincirleri takarız,
Gövdesine gaz döker de cayır cayır yakarız!

İstiklal Mahkemesi Marşı bir yanda işlerine “adalet”le yaptığını söylerken (acaba zerresi var mıydı?), öbür tarafta “volkan gibi ateş saçıp seller gibi boğarız” diyordu. Belli ki kahramanlık taslayan “merd-i kıptî”nin yaptığı hırsızlıkları sayıp dökmeye başlamasına benziyordu bu yersiz övünme.

Devrin basınında bazı kelime değişiklikleriyle yer bulan marşın sonundaki “Gövdesine gaz döküp cayır cayır yakarız!” tehdidinin kendisi bile İstiklal Mahkemesi’nin nasıl hukuk dışı bir ‘terör mahkemesi’ olduğunu belgelemeye yeterlidir. Nitekim İstiklal Mahkemesi üzerine ilk doktora tezinin sahibi Ergün Aybars bu mahkemelere ‘kral çıplak’ demek zorunda kalmıştı:

“Mahkeme’nin bütün kararının yerinde olduğunu iddia edecek değiliz. ARADA SUÇSUZ OLARAK MAHKÛM EDİLMİŞ OLANLAR DA BULUNABİLİR; ANCAK BU SAYININ ÇOK AZ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. Birer inkılap mahkemesi oldukları ve bu amaçla çalıştıkları göz önünden uzak tutulmamalıdır. Bu bakımdan HUKUK İLKELERİNE GÖRE DEĞİL, İNKILAP İLKELERİNE YÖNELİK ÇALIŞMIŞLARDIR.” (İstiklal Mahkemeleri, Milliyet: 1997, s. 479.)

Kendisi böyle olan bir mahkemenin yargıladığı sanıkları gaz döküp cayır cayır yakacağını ilan eden dehşetengiz bir tehdit marşı yazdırmasına şaşmak gerekir mi?

*27 Mayıs Marşı’nın Münir Nurettin Selçuk’un bestesine ait notaları.

*İstiklal Mahkemesi Marşı.