Siyonistler Abdülhamid Han’a küfrederken biz de ona “şerefsiz” diyorduk

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan

Sosyal medyada bir fotoğraf. Önde bir grup siyasetçi. Netanyahu, ABD'nin gölge başkanı Trump'ın damadı Kushner ve ABD Orta Doğu Özel Temsilcisi Witkoff.

Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in resmine nasıl da hayranlıkla bakıyorlar, değil mi?

Haklılar. Çünkü ömrünü Siyonizm davasına adamış biri o.

1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan Dünya Siyonist Kongresi’nin başkanı seçilen Theodor Herzl, Osmanlı padişahı Sultan 2. Abdülhamid’i çeşitli yollardan Filistin topraklarında İsrail’in çekirdeğini kurmaya ikna etmek için çok uğraşmış ama eli boş dönmüştü İstanbul’a yaptığı bütün diplomatik seferlerinden.

Herzl bizzat görüşmesine rağmen padişahın Yıldız Sarayı’nda kendisiyle bir piyon gibi oynadığını fark ettiğinde kitabını yazdığı” Yahudi Devleti”ni İngiltere’nin müzaheretiyle kurmak için harekete geçecekti.

Theodor Herzl Yahudilerin başlarını sokacağı bir miktarda toprak istemiş, karşılığında külliyetli miktarda para da teklif etmişti ama Sultan direnmişti.

“5, 10, en geç 50 yılda bu devlet kurulacak” diye yazmıştı günlüğüne. 1897’nin üzerine 50’yi eklediğinizde 1947 tarihi çıkar ki yanılgı payı sadece 1 (bir) yıldır. 1948 yılında İsrail adlı kanlı devlet kuruldu.

Siyonizmin fotoğraftaki bu üç katliamcısının Theodor Herzl’in portresine hayranlıkla bakmalarının sebebi, onu İsrail’in manevî kurucusu kabul etmelerindendi.

Yalnız bu noktada hafızama 78 yıllık siyah beyaz bir fotoğraf düşüyor.

Günlerden 14 Mayıs 1948. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu David ben Gurion İsrail devletinin kuruluşunu ilan etmekte. Ertesi yıl bu nevzuhur devletin ilk başbakanı da kendisi olacaktı.

78 yıl arayla çekilmiş iki fotoğrafa tekrar tekrar bakın. Ortak noktayı görebildiniz mi?

Tabii ki Theodor Herzl’in malum zevatın başlarının üzerine asılmış koca sakallı fotoğrafları.

Devletimizi o kurdu diyorlar. Minnet borçlular belli ki. Hayranlık duyuyorlar.

Bu gayet tabiidir. Her ulus-devlet kahramanlar imal etmek zorundadır.

Ne var ki burada kalbimize Rambo’nun bıçağı gibi saplanan bir başka acı hakikatle yüzleşmeyi öğrenmemiz gerek.

1931 tarihli Tarih IV adlı lise ders kitabında Theodor Herzl’in baş düşmanı Sultan Abdülhamid’e “Şerefsiz” sıfatı layık görülüyordu.

Yahudiler, Siyonistler, Ermeniler kızsa anlarım ama Sultana kendi ülkesinde yazdırılan ders kitabında “Şerefsiz” denilmesini -kimse kusura bakmasın- anlayamam.

Bir millet tarih kitaplarında ecdadına bu kadar hakaret edemez.

Bu kitapları ‘biz’ yazmış olamayız ama kim yazmıştır peki?

Bunun cevabını 29 Nisan 2016 tarihinde düzenlenen Kutul Amare’nin 100. yıldönümü toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vermişti aslında. Hiç unutmuyorum, şu sözü Lütfi Kırdar’ın koca salonunda bir çığlık gibi yankılanmıştı:

“Maalesef biz resmî tarihimizi yıllarca tam da İngilizlerin istediği gibi düzenledik.”

Bilelim ki Sultan Abdülhamid de Kutul Amare de “İngilizlerin istediği” resmi tarihin mazlumlarıdır.