6 Şubat’ın Öğrettikleri
6 Şubat sabahı uyandığımız Türkiye, 5 Şubat gecesi bıraktığımız ülke değildi. Bazı tarihler sadece takvim yaprağı değildir. Bir toplumun hafızasında, mimarisinde ve devletin stratejik aklında devasa kırılmalar yaratır. Tıpkı büyük bir depremin yer kabuğunu değiştirmesi gibi, büyük felaketler de ülkelerin kaderini yeniden çizer.
Dünya tarihi bunun örnekleriyle dolu. 1994’teki Los Angeles (Northridge) depremini hatırlayalım. Sadece binalar yıkılmadı, şehrin demografik haritası yeniden çizildi. Nüfus güvenli bölgelere kaydı, emlak piyasası altüst oldu. En önemlisi de sigortacılık sistemi kökten değişti. Özel şirketler çekilince devlet destekli yeni bir sistem kurulmak zorunda kalındı.
Yani büyük afetler, ülkeleri zorunlu bir düzenlemeye tabi tutar. Biz de ne yazık ki 6 Şubat ile bunu zor yoldan yaşadık.
Depremin şiddetini doğa belirler ama yıkımın büyüklüğünü biz. Doğayla kavga etmek yerine, onun kurallarına göre oyun kurmayı öğreniyoruz.
Bu noktada bakanlığın geçtiğimiz günlerde detaylarını açıkladığı "Ulusal Sanayi Alanları Master Planı” ve "Karadeniz-Akdeniz Ticaret Koridoru" projelerini hayati buluyorum.
Marmara Bölgesi’ne, özellikle İstanbul’a sıkışmış bir sanayi, olası bir felakette ülkenin ekonomik şah damarının kesilmesi demektir.
O devasa aks, Anadolu’nun kalbini limanlara bağlayacak. Bu sadece bir yol projesi değil, Türkiye’nin ekonomik ağırlık merkezini güvenli alanlara kaydırma hamlesidir.
Çorabı da artık İstanbul’da üretmeyelim. Günümüz ulaşım imkanları sanayinin her yerde çalışabilmesine imkân sağlıyor. Maliyetler ve diğer zorluklar aşılamaz değil.
İstanbul ticaretin, turizmin, finansın ve eğitimin merkezi kalmalı. Sanayiyi İç Anadolu’ya kaydırmak, İstanbul’un yükünü hafifletmekten çok daha fazlasıdır. Nüfusu dengelemek, Anadolu’da iş imkanları sağlamak ve stratejik olarak zor zamanlarda avantaj elde etmek demek.
Geç kalınmış ama son derece isabetli bir karar. Anadolu’nun bozkırı, Türkiye’nin yeni üretim kalesi olurken, İstanbul da gerçek kimliğine kavuşacak.
Film Önerisi: Aftershock (Tangshan Dadizhen)
Afetlerin sadece binaları değil, nesilleri nasıl değiştirdiğini anlamak isterseniz 2010 yapımı bu başyapıtı mutlaka izleyin. 1976 Tangshan depremi sonrası bir ailenin 30 yıla yayılan hikayesini anlatan film, yıkımdan sonra hayatın nasıl yeniden kurulduğunu ve toplumsal travmaların nasıl dönüştüğünü iliklerinizde hissettiriyor.
Yaraları sarmak kıymetlidir, ancak asıl başarı yaralanmayacak bir sistem inşa etmektir. Anadolu’nun kalbinde yükselen bu yeni vizyon, umarım sadece sanayiyi değil, geleceğe olan güvenimizi de sağlamlaştırır…