Ümit Yenişehirli yazdı: Tarihteki çocuk suçlular

Ümit Yenişehirli, Türkiye son yıllarda 18 yaş altında işlenen suçlar sonrası gündeme gelen 'çocuk suçlular'ın tarihiyle ilgili detaylı bir yazı ile kaleme aldı.

Ümit Yenişehirli yazdı: Tarihteki çocuk suçlular
  • Ümit Yenişehirli, çocuk suçluların tarih boyunca toplumlar tarafından nasıl değerlendirildiğini ve cezalandırıldığını ele alıyor.
  • Çocukların çoğunlukla yetişkinlerle aynı sert cezalara tabi tutulduğu ve özellikle eski toplumlarda zalim uygulamalara maruz kaldığı belirtiliyor.
  • İslam hukukunda ise çocuk suçlu kavramı, çocuğun ıslah edilip topluma kazandırılması üzerine yoğunlaşarak cezai sorumluluğu akıl ve ergenlik çağına ulaşma şartına bağlamaktadır.

Tarifinde bile tam olarak anlaşma sağlanamayan çocukların suça karışmaları her geçen gün artıyor.

Faillerinin “çocuk yaşta” olduğu hırsızlık, gasp, yaralama ve cinayet vakaları sık sık basına yansıyor.

Tarih boyunca çocukların işlediği suçlar ve bunların cezalandırılması meselesi ise büyüklerin muhatap olduğu kurallara tâbiydi. Çocuklar, “minyatür yetişkin”di. Bu nedenle “çocuk suçlu” kavramı da ancak yüz yıl civarında bir geçmişe dayanıyor. İslam tarihi ise çocuk suçluluğunda çocuğu ıslah edip, topluma yeniden kazandırmayı öngörmekteydi.

TEVRAT’TAN YAYILAN EVRENSEL KURAL: GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ

M.Ö. 1700’lerde hüküm süren Babil krallarından Hammurabi’nin kanunlarında, çocuklara dair herhangi bir istisna yer almazken, kimi durumlarda ise çocukla beraber aileyi cezalandırma da söz konusuydu. Antik Yahudiliğin kutsal kitaplarından Talmud’da belli belirsiz bir “sorumluluk yaşı” kavramı yer almakla birlikte, uygulamada durum yine diğer antik çağ toplumlarından pek farklı değildi.

Suç ve cezayla ilgili olarak eski toplumların neredeyse tamamına hâkim olan, “göze göz, dişe diş” kuralı ise Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat kökenli bir yaklaşımdı. Bununla ilgili en meşhur hükümlerden biri, “Eğer başka zarar da olursa, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanığa karşılık yanık, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere ödeyeceksin.” şeklindeydi. Çocuklar da dahil, bunun bir istisnası yoktu.

ATİNA VE ROMA’DA DA AİLELERDEN HESAP SORULUYORDU

Yunan ve Roma toplumlarında da büyük muamelesi gören çocuklar, buna uygun da yargılama ve infaz süreçlerinden geçerlerdi. Çocukların cezalarında nadiren indirim görülürdü. Gerek Atina’da, gerekse Roma’da, çocukları suçlarından dolayı cezalandırma yetkisi öncelikle ailenin reisi babadaydı. Baba, hane halkı üzerinde mutlak bir otoriteye sahipti. Bu durum babaya, çocuklarının toplumsal kurallar ve yasalara karşı gelmemelerini sağlama sorumluluğunu yüklemekteydi. Bu sorumluluk beraberinde, suç işlendiğinde babanın da en az çocuk kadar cezalandırılmasını gündeme getirmekteydi. Aile ayrıca sosyal tecride de maruz kalabiliyordu.

KIRBAÇLANAN, HAPSEDİLEN, İDAM EDİLEN ÇOCUKLAR

Çocuk suçlular konusunda Orta Çağ Avrupası da Yunan düşüncesi, Roma hukuku ve Hıristiyanlık değerleri üçlemesinde, aslında eski toplumlardan çok da farklı değildi. Kimi düşünürler “çocukluk” kavramı üzerine kafa yorsalar da çocuklar hâlâ yetişkinlerle aynı sert cezalara tâbi tutuluyordu.

Cezaî sorumluluk yaşı çok düşüktü, genellikle yedi yaş civarındaydı. Kilise; ahlaki ve dini eğitime vurgu yapsa da içinde muhtelif işkenceler ile insan yakmanın da yer aldığı engizisyon gibi acımasız, sert, kaba bir yargılama ve infaz sisteminin mucidi olarak, çocuklara da merhametli davranmıyordu.

Bu devirlerde, yedi, sekiz yaşındayken hapishaneye giren ve aylarca içeride kalan çocuklar vakayı adiyedendi. Üstelik bu cezalara çarptırılan çocukların suçları ailelerinin fakirliğinden dolayı ekmek ve pasta çalmak başta olmak üzere atkı, biraz hayvan yemi, gümüş kaşık, yarım altın vb. gibi küçük hırsızlıklardı. Dönemde, hapis cezasının yanında kırbaçlama da yaygın bir cezalandırma yöntemiydi.

Asırlar boyunca idam edilen çocuklar da görülmüştü. Öyle ki, 1814 yılı gibi nispeten yakın bir tarihte bile, sadece İngiltere’de 14 yaşın altındaki beş çocuk idam edilmişti. Bunlardan John Adams’ın boyu darağacına yetişmediği için idam birkaç denemeden sonra tamamlanabilmişti.

ÇOCUK SUÇLULAR AVRUPA’DAN AVUSTRALYA’YA SÜRÜLÜRDÜ

Cezalar her zaman sertti ve suçluyu ıslah etmeyi veya geleceğini güvence altına almayı amaçlamıyordu. Çocuklar, yetişkinlerle aynı cezaevlerine gönderiliyor, böylece çocukların mağduriyeti daha da artıyordu. Yine o dönem birçok Avrupa ülkesinin yaptığı uygulama uyarınca çocuk suçlular da Avustralya kıtasına sürülüyordu.

VAHŞİ BATI’DA VAHŞİ KANUNLAR

Amerika’ya göç eden Avrupalıların, bu yeni topraklarda istisnai ama fevkalade vahşi kimi hükümler de görülmüştü. Göçmenlerin yaşadığı bir bölgede, “anne babaya, ailesine karşı gelen çocukları öldürme yetkisi veren” akıl almaz bir kanun da kısa bir süre yürürlükte kalmıştı.

Dünya, 19’uncu yüz yıla yaklaştığında ise ülkelerde yaygın yaklaşıma göre, artık 7 ile 14 yaş arasındaki çocuklar, “suç işleme niyetinde oldukları, eylemlerinin sonuçlarını anladıkları ve doğruyu yanlıştan ayırt edebildikleri” ispatlanmadıkça cezai yaptırımlara tâbi tutulmuyordu. On dört yaşın üzerindeki çocuklar ise yetişkinlerle hemen hemen aynı muameleyi görüyordu.

Yirminci yüz yılın başlarından itibaren de birçok devlet, “çocuk suçlu” meselesine, bu suçlu grubunun “öncelikle çocuk” olduğunu kabul etme ve buna bağlı olarak cezalandırma yaş aralıklarını değiştirme üzerinden yaklaşmışlardı.

İSLAM HUKUKU ISLAHI ESAS ALMIŞTI

İslam toplumlarında ise “çocuk suçlu” kavramı, tarih boyunca “ıslah etme” anlayışıyla birlikte ele alınmıştı. Bu yaklaşımın temelinde, kişinin akıl ve ergenlik (büluğ) çağına ulaşmasıyla tam cezai ehliyete sahip olacağı, bunun dışında ise bu durumdaki çocukları tekrar topluma kazandırmanın gerekliliği yer almaktaydı.

Kur’an-ı Kerim’de doğrudan çocukların işlediği suçlarla ilgili spesifik bir ceza hükmü yer almamakla birlikte, genel adalet, merhamet ve masumiyet ilkeleri, İslam hukukçuları tarafından çocuklara yönelik özel yaklaşımlara dair ilham vermişti. Peygamber Efendimiz’in (sav), “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır. Uyanıncaya kadar uyuyandan, akli dengesi yerine gelinceye kadar akıl hastasından ve ergenlik çağına gelinceye kadar çocuktan.” şeklindeki hadis-i şerifi de İslam hukukçularına temel yaklaşım imkânı vermişti. Hanefî fıkhında erkekler için 12, kızlar için 9 yaştan sonra ergenlik emareleri görülmezse, ergenlik yaşı en son erkekler için 18, kızlar için 17 olarak kabul edilmişti. Dolayısıyla bu iki şartı taşımayan çocukların işlediği suçlar için tam cezai ehliyet söz konusu değildi.

İslam tarihinde; ergenlik çağına girmemiş çocukların işlediği hırsızlık, zina, cinayet gibi suçlardan dolayı onlara had ve kısas cezası uygulanmamıştı. Ancak, bu durum çocukların tamamen cezasız kalacağı anlamına da gelmiyordu. Bu durumdaki çocuklar için “ta’zir” denilen cezalandırma devreye sokuluyordu. Bu ceza, kadının ya da yetkili mercinin takdirine göre; uyarı, azar, ıslah amaçlı hapis ve velisinden maddi tazminat şeklinde olabilmekteydi.

KAYNAKÇA

- Çocuk Adaleti Tarihi, San Francisco Ceza Adaleti Merkezi

- Ali Bardakoğlu, TDV İslam Ansiklopedisi Bulûğ ve Ceza Maddeleri