Ümit Yenişehirli, mehterin Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan devlet geleneği, psikolojik harp gücü ve Avrupa’daki korku uyandıran etkisini, CHP’nin Demokrat Parti döneminde mehterin yeniden canlandırılmasını bile 'gericilik' diye hedef almasını hatırlatarak anlatan bir yazı kaleme aldı.
Milletin değerlerinin birçoğuna hasmane bakma konusunda sicili kabarık durumdaki CHP’nin son skandalı, sevimli miniklerin hem de çocuk bayramındaki Mehter gösterisini protesto etmek oldu.
CHP Gaziantep il teşkilatından bir grup, öğrencilerin 23 Nisan’daki Mehter gösterisini, "çocukların saray kültürüne özendirilmesi" gerekçesiyle sırtlarını dönerek protesto etti.
CHP; bu fevkalade sakil hareketiyle dünya savaş tarihinde çok özel bir yeri olan Mehter’e, ilk ortaya çıktığı yıllardan itibaren korku ve nefretle bakan Avrupa kıtasındaki anlayışla bir kez daha buluşmuş oldu.
"Bir kez daha" zira CHP, tek parti yönetimi yıllarında da "Osmanlı kalıntısı, gerici bir unsur" olarak gördüğü Mehter’e sık sık saldırmıştı.
SELÇUKLU’DAN OSMANLI’YA MİRAS
Nuri Özcan tarafından kaleme alınan TDV İslam Ansiklopedisi “Mehter” maddesindeki bilgilere göre, Mehter’in kökleri Müslüman Türk devletlerinde hâkimiyet, bağımsızlık ve rütbe sembolü “tuğ" ile hükümdarlık alameti olarak belirli vakitlerde askerî ve dinî müziğin icra edilmesi anlamındaki “nevbet”e uzanmaktaydı. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud, 1289 yılında Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye, bağımsızlık alameti olarak sancak, tuğ ve bir davul göndermişti. Osman Gazi’nin bu davulu ayakta dinlemesi, Mehter’in hürmet ve devlet geleneğiyle nasıl iç içe başladığının bir göstergesiydi. Mehter, Fatih Sultan Mehmet döneminde ise Yeniçeri Ocağı’na bağlanarak Mehterhane-i Hümayun adıyla yapılandırılmıştı.

BATILI ORDULARIN KABUSUYDU
Mehter Takımı, sadece bir müzik topluluğu değil, Osmanlı’nın psikolojik harp dairesinden bir cüz, savaş alanlarındaki ritmik düzenin bir parçası ve askeri disiplinin göstergesiydi. Dünyanın en eski ordu bandosu olan Mehter’in askeri operasyonlardaki rolü, kendi tarafına “moral”, karşı tarafa ise “dehşet” üzerine kuruluydu. Kös (Farsça vurma, çarpma) ve diğer davulların çıkardığı yeri göğü inleten sesler, düşman ordusunun atlarını ürkütür, askerlerin kalbine korku salardı. Avrupalı tarihçiler arasında Mehter sesini, “yaklaşan bir kıyametin uğultusu”na benzetenler vardı. Osmanlı’nın Viyana kuşatması sırasında Avrupalı komutanların bazıları, askerlerinin Mehter marşlarından etkilenmemesi için kulaklara tıkaç takılmasını emretmişti.
Avrupalı ordular için Mehter müziği, sinir bozucu ritmik bir gürültü bombardımanıydı. Özellikle kale kuşatmalarında, surların dibinde geceleri aniden çalmaya başlayan dev kösler, askerlerin uyumasını imkansız hale getirir, sinir sistemlerini yıpratırdı. Morali bozulan askerler arasında psikolojik sorunlar yaşayanların giderek çoğalması ve sıklıkla savaş alanından firarların görülmesinden dolayı, dönemin Batılı kimi tarihçileri, bu sesleri, “şeytani bir ayinin yer altından gelen uğultuları” olarak tarif etmişlerdi.
MAKAM VE RİTİMLERLE ORDUYA VERİLEN DİREKTİFLER
Dev kösler, Yeniçerilerin adım hızı ve hücum ritmini belirlerdi. Müziğin temposu arttıkça ordunun da şevki artardı. Mehter Takımı’nın farklı makam ve vuruşları; geri çekilme, taarruza geçme veya kuşatma gibi komutları müzikal bir şifre olarak orduya iletirdi. Mehter ayrıca, “Gülbank Çekmek” ritüeliyle duaları başlatır ve bitirirdi. Gülbank, “Yektir (birdir) Allah!” nidasıyla başlar, “Hû diyelim hû” nidasıyla da sona ererdi.
Batılıların Mehter’e bakışı, takip eden asırlarda da “tedirginlik ve hayranlık”la açıklanabilecek bir çizgide ilerlemişti. Ünlü müzik adamlarından Mozart, Türk Marşı, Beethoven ise Atina Harabeleri’nde Mehter tınılarına yer vermişti. Ayrıca Haydn, Weber ve Rossini de “alla turca” (Türk tarzı) denilen ve yine Mehter’deki melodilerden de esinlenen besteler yapmıştı.
Yakın zamanlarda ise bazı Avrupa ülkelerinde Mehter’e karşı yine saldırgan bir tutum sergilenmekte. Bu tepkiler, genellikle müziğin kendisinden ziyade, grupların sembollerine yöneliyor. Bazı Alman yerel yönetimleri, Mehter’in taşıdığı “Üç hilalli Osmanlı sancağı”nı yasaklamaya çalışıyor. Ayrıca, Mehter marşlarının sözlerindeki “fetih, cihad, gazilik” gibi kavramları “şiddet ve savaşı yücelten unsurlar” olarak gören yaklaşımlar da söz konusu.

TEK PARTİ CHP’Sİ DE MEHTER’E KARŞIYDI
Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren tek parti CHP yönetimi, Osmanlı’yı hatırlatan dinî ve askerî semboller ile kurumları “irticai, çağ dışı” gibi damgalamalarla hedef almaya başlamıştı. CHP tarafından estirilen “kötü Osmanlı” rüzgarından Mehter de payını fazlasıyla almıştı. Eski devrin sembolü Mehter’den olumlu bahsetmek mümkün değildi.
Dönemde “modern bando, asri orkestra” arayışları başlamış, peşi sıra alaturka müzik yasağı hayata geçip çok sesli müzik adeta kutsanırken, Mehter gene en ağır eleştirileri almıştı. Yönetimin her kararını en üst perdeden savunan gazetecilerin işaret fişeği işlevi gören Falih Rıfkı Atay, birçok yazısında Mehter’i yerden yere vurmuştu. O ve diğerlerinin yazılarında Mehter’le ilgili olarak, “Kurun-u Vusta’dan (Orta Çağ) kalma Yeniçeri zorbalığının sesi, sanat değeri taşımayan bir gürültü yığını, keman ve piyanonun olduğu bir dünyada kös ve zurnayla meydana gelen barbarlık kalıntısı.” gibi ifadeler yer almıştı. Yine bazı köşe yazılarında da Mehter’in yürüyüş temposu ile kavuk ve cübbelerden oluşan kreasyonu “ilkellik” olarak nitelendirilmekteydi.
DEMOKRAT PARTİ’NİN MEHTER’İ YENİDEN KURMASINA “GERİCİLİK” DEDİLER
Mehter, 1950’lere kadar resmi olarak “yok” sayılmıştı. Nihayet tek parti idaresi devrilip Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin ardından 1952 yılında, dönemin Genelkurmay Başkanı Mehmet Nuri Yamut ve tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı gibi isimlerin çabalarıyla Mehter, “tarihi bir müze objesi” olarak yeniden canlandırılabilmişti.
Kolayca tahmin edilebileceği gibi, CHP’li siyasetçiler ile basındaki yandaşları, konuyu bir kez daha “Osmanlıcılığa, gericiliğe, laiklik karşıtlığına” bağlamışlardı. Bu çevreler, Mehter Takımı’nın kıyafetlerine de itiraz ediyor, “Demokrat Parti, geri kalmış bu kıyafetlerle Osmanlı’yı canlandırmaya çalışıyor.” diyorlardı. Mehter’i savunanlar ise İngiliz Kraliyet Bandosu’nun törenlerindeki tarihi kıyafetlerini örnek göstererek, “Batı’da da böyle. Bu bir gelenek korumacılığıdır.” ifadeleriyle saldırıları püskürtmeye çalışmışlardı.
