Türkiye’nin 105 yıllık anayasa yolculuğu: Beşincisi hedeflendi
Yeni anayasa bir kere daha gündeme geldi. Bugüne kadar henüz sivil siyasetin bir anayasa değişikliği sağlayamadığı Türkiye’nin anayasa yolculuğunu özetledik.
Türkiye, daha önce de sık sık açıldığı gibi yine bir “yeni anayasa” gündeminin içinde.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki ay yaptığı “kapsayıcı bir anayasa” gerekliliğine işaret eden konuşmasından sonra iktidar çevrelerinde anayasa konusu hakkında mesajlar geliyor.
Türkiye’de meşru siyaset, anayasa talebini çok defa dillendirdi, kapsamlı reform paketleri de çıkartıldı.
Ancak kuruluş sürecinden sonra bugüne kadar sivil siyaset henüz bütünüyle bir yeni anayasa yapmaya ulaşamadı.
İLK ANAYASADA KUVVETLER BİRLİĞİ
Türkiye’nin bugüne kadarki anayasaları değişiklik süreçlerini hatırlatmak için yakın tarihte kısa bir yolculuğa çıktık.
Anayasa yolculuğunun ilk durağı; Kurtuluş Savaşı koşullarında ortaya çıkan 1921 Anayasası veya diğer adıyla Teşkilat-ı Esasiye Kanunu.
İçinde bulunulan mücadele ve savaş şartları ekseninde yasama, yürütme ve yargının tek elde tutulduğu “kuvvetler birliği” ilkesini benimseyen 1921 Anayasası, aslında yalnızca 23 maddeden oluşan bir çerçeve anayasaydı.

“EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”
1921 Anayasası’nın en çok tartışılan yanı, birinci maddesindeki "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır" ifadesi oldu.
Saltanatın henüz kaldırılmadığı dönemde bu madde ile ilgili şaşkınlık yaşayanlar, kaygıya düşenler veya doğrudan muhalefet edenler oldu.

1924 ANAYASASI: VATANDAŞLIKTA TÜRKLÜK TANIMI
Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması sonrası, saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanının ardından kurumsallaşmış bir devlet yapısının sağlanabilmesi için 1924 Anayasası hazırlandı.
Yeni anayasa, 1920’de TBMM’nin açılmasından bu yana süren Meclis hükümet sistemi ile parlamenter sistem arasında bir geçiş modeli sundu. Anayasada Meclis'in üstünlüğü ilkesi korunurken diğer yandan Meclis’ten ayrı yürütme kurumu olarak hükümet de güçlendirildi.
1924 Anayasası’nda, 1921 Anayasası’nda yer almayan "Türkiye'de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese 'Türk' denir" ifadesine yer verildi.
“DEVLETİN DİNİ İSLAMDIR”
Ayrıca 1924 Anayasası’nda bulunan “Devletin dini İslam’dır” ibaresi, 1928 yılında kaldırıldı.
1937’de ise "Türkiye Devleti cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır" ifadesi anayasaya eklendi.
Yeni dönemin en önemli tartışmaları ve tepkileri, o dönem için hayli alışılmışım dışında kalan 1928 ve 1937’deki bu iki değişiklik oldu.

1961’DE ANAYASA MAHKEMESİ
Türkiye’nin kuruluş sürecindekilerden sonraki ilk anayasası ise tek parti iktidarına sandıkta seçim kazanarak son veren Demokrat Parti iktidarına karşı 27 Mayıs 1960’taki askeri darbenin ardından yapıldı.
1961 yılında referandumla kabul edilmesinden dolayı 1961 Anayasası olarak anılan yeni anayasa ile hayatımıza giren yeniliklerden en çok tartışılanı ise Anayasa Mahkemesi oldu.
Yeni anayasasının 147’nci maddesi ile kurulan Anayasa Mahkemesi’ne, Meclis’te yapılan yasaların anayasaya uygunluğunu denetleme görevi verildi.
27 Mayıs darbesini yapanlar, Anayasa Mahkemesi’ne, Meclis’te mutlak çoğunluğu sağlayan Demokrat Parti gibi partilerin kudretini denetleyecek ve bir anlamda dengeleyecek bir faktör olarak ihtiyaç olduğunu değerlendirdiler.
Anayasa Mahkemesi, kuruluşunda da daha sonraki bazı dönemlerde de siyasi tartışmaların merkezinde oldu.

1982 ANAYASASI VE İLK 4 MADDE
Son ve mevcut anayasa ise 1970’li yıllardaki siyasi istikrarsızlık ve sağ-sol bölünmeleri nedeniyle çıkan sokak olaylarının ardından gelen 12 Eylül 1980 darbecilerinin hazırlattığı 1982 Anayasası oldu.
1982 Anayasası’nın en çok tartışılan maddesi ise ilk 3 maddenin değiştiremeyeceğini ve hatta değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini belirten 4’üncü madde oldu.
İlk 4 madde tartışması da halen siyasi gündemin başlıklarından biri.

GEÇİCİ 15. MADDE
1982 Anayasası’nın en tartışılan maddelerinin başında ise geçici 15’inci madde geliyordu.
Bu madde, 12 Eylül darbesini yapan Genelkurmay Başkanı olan ve darbenin ardından kendisini cumhurbaşkanı ilan eden Kenan Evren başta olmak üzere darbecilerin, darbenin ardından kurulan hükümetin yetkililerinin ve kurucu meclis üyelerinin aldıkları kararlar ve yaptıkları eylemlerden dolayı hiçbir şekilde cezai, mali veya hukuki sorumluluk altına sokulamayacaklarını hükme bağlıyordu.
Bu madde, hukuk devleti ilkesini askıya alıyor ve 12 Eylül darbesine mutlak bir meşruiyet ve dokunulmazlık sağlamayı hedefliyordu.
Geçici 15’inci madde ilgili tartışmalar, darbe ve darbe sürecindeki idamlar, işkenceler gibi dönemin “yüzleşme maddeleri” açısından da simge oldu.

2010 REFERANDUMU İLE KALKTI
28 yıl boyunca tartışmaların merkezinde kalan geçici 15’inci madde, 2010 yılındaki referandum ile kaldırıldı.

12 EYLÜL YARGILANDI
Referandumdan sonra darbeyi yapan Milli Güvenlik Konseyi’nin hayatta kalan son 2 üyesi olarak Kenan Evren ile darbe sırasında hava kuvvetleri komutanı olan Tahsin Şahinkaya yargılanmıştı.
