Ümit Yenişehirli yazdı: Kara bahtlı, kem talihli Venezuela
Ümit Yenişehirli, geçtiğimiz günlerde yıkıcı depremlerle sarsılan Venezuela'nın tarihten günümüze başına gelenleri ele aldığı, ülkenin talihsizliklerinin sadece doğal afetlerle sınırlı da olmadığını anlattığı bir yazı kaleme aldı.
Venezuela'yı peş peşe vuran 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısı hızla artıyor. Can kaybı bini çoktan aşarken, nihai bilançonun kaç binlerde netleşeceği ise meçhul.
Venezuela’nın mazisinde; 1812 Karakas, 1900 San Narciso ve 1967 Cuatricentenario (Karakas) Depremi gibi birkaç büyük deprem daha kayıt altına alınsa da bu ülkenin talihsizliği sadece yer kabuğunun kırılganlığıyla alakalı da değil.
Eski çağlardaki tuhaf inanç ritüellerinde yitip giden canlardan orta çağın sonlarında başlayan sömürgeci kaynaklı katliamlara, petrol zengini olması gerekirken kronik yoksulluk gerçeğinden Filistin desteğinden dolayı Siyonist İsrail ile onun ABD’li destekçilerinin hedefi olmaya kadar bir dizi sorunlu vaka Venezuela’nın tarihine eşlik ediyor.
YAMYAMLIĞIN İSİM BABASI OLMUŞLARDI
Antik çağlarda, bugünkü Venezuela topraklarında yaşayan halkların dini pratiklerinde pek çok tuhaf durum vardı. Bunlar arasında, Venezuela bölgesindeki bazı kabilelerin “ritüelistik yamyamlık”ı en başta geleniydi.
Karayip Adaları'nda ortaya çıkan, Venezuela’nın kıyı şeritlerine de varlık gösteren kabileler için yamyamlık çok özel bir durumdu. Zaten, günümüzde İngilizce yamyam anlamına gelen “cannibal” kelimesi de adalardan türetilmişti. Yerliler, düşmanın etini yemeyi, ondaki gücü kendine transfer etme olarak görmekteydi.
Topluluk, bu vahşeti sadece düşmana karşı değil, toplum içinde bir suç işleyen kendi arasından kişilere de uygulardı. Venezuela yerlileri ayrıca, ölen yakınlarının cesetlerini yaktıktan sonra, küllerini muz çorbasına katıp, bu bulamacı törensel bir yemekte içmeleriyle de bilinirlerdi. Bu törenlerde ağır halüsinojenik etkilere yol açan yopo adlı bir ot tüketilir, böylece birçoğu trans hale geçerdi.

İSPANYOLLARIN GETİRDİĞİ “BÜYÜK KIRIM”
Venezuela tarihindeki kara dönemlerden bir diğeri de sömürgecilik asırlarında görülmüştü. İspanya’dan bu bölgeye gelen sömürgeci eşkıyalar, 1500’lü yıllardan itibaren büyük bir kıyıma imza atmışlardı. İstilacılar, bölgeyi hakimiyeti altına alıncaya kadar tam bir soykırım yaptıktan sonra, açtırdıkları altın ve gümüş madenleri ile kurdukları kakao plantasyonlarında da insanlık dışı çalışma şartlarıyla yüz binlerce Venezuela yerlisini katletmişlerdi.
Ayrıca, Avrupalıların kıtaya taşıdığı çiçek, kızamık ve grip gibi hastalıklar karşında, bunlara bağışıklığı olmayan yerli nüfus büyük bir kırım yaşamıştı. Yerli kadınları hedef alan cinsel saldırılar ise çok daha kalıcı hasarlara yol açacaktı.
Avrupa’da zaten belli bir oranda varlık gösteren frengi ve bel soğukluğu, sömürgecilerin tecavüzleriyle bütün Latin Amerika coğrafyasında olduğu gibi, Venezuela’da da yayılmış, üstelik mutasyon geçirerek kitlesel kısırlığa da neden olmuştu. Bütün bu olup bitenlerden dolayı bölgede nüfus o kadar kırılmıştı ki Avrupalı eşkıyalar, Afrika’dan gemiler dolusu yeni köle getirmek zorunda kalmışlardı.
BAĞIMSIZLIK SAVAŞI NÜFUSUN YÜZDE 35’İNİ YOK ETMİŞTİ
İspanyollara karşı, kıtadaki ilk bağımsızlık savaşını başlatanlar Venezuelalılar olmuştu. Simon Bolivar öncülüğünde 1811 yılında başlayan mücadele 1830’a kadar devam etmiş, savaşta nüfusun yaklaşık yüzde 35’i yok olmuştu. Mücadele sürerken, 1812 Büyük Karakas Depremi meydana gelmiş, deprem 20 bine yakın can kaybına yol açmıştı. Katolik İspanyol kilisesi ise “Deprem, bağımsızlık yanlısı asilere Tanrı’nın verdiği bir ceza.” açıklamasında bulunmuştu.
Bu da yetmezmiş gibi, özgürlük savaşı sonrası bu defa da Venezuelalılar, “Muhafazakarlar” ve “Federaller” adıyla bölünerek, kanlı bir “kardeş kavgası”nın tarafı olmuşlardı. Bu iç savaş da Venezuela toplumunda on binlerce can kaybına mal olmuştu.
OSMANLININ ŞEFKAT YÜKLÜ FARKLILIĞI
Venezuela, adeta bütün tarihi boyunca ya dış güçler ya da içerideki aymazlık dolu kavgalarla felaketler yaşarken, Osmanlı Devleti ile kurulan bir temasta ise bambaşka insani meziyetlerle tanışmıştı.
Venezuela, Osmanlılarla 1865 yılında Atlas Okyanusu’nda kaybolan Bursa ve İzmir firkateynleri vesilesiyle tanışmıştı. Gemilerden kurtulan Osmanlı denizcileri; bölgede, Afrika’dan getirilen, kökenleri Müslüman olan ancak dinlerini unutmuş, inancına yer yer Hıristiyani unsurları katmış bu toplulukları görünce, gerçek İslam’ı anlatmak adına İstanbul’dan yardım istemişlerdi.
HİCAZ DEMİRYOLU İÇİN YARDIM TOPLAYAN VENEZUELA MÜSLÜMANLARI
Konu Sultan Abdülaziz’e arz edilince de padişah, Bağdatlı Abdurrahman Efendi’yi özel ve büyük bir bütçeyle Latin Amerika’ya göndermişti. Abdurrahman Efendi böylece, Rio de Janerio merkez olmak üzere Güney Amerika’da tebliğ çalışmalarına başlamıştı.
Abdurrahman Efendi ve yardımcıları, bugünkü Venezuela’nın da bulunduğu bölgede halka İslam’ı anlatmış, kendilerine “Müslüman” diyen kimi grupların inançlarındaki sapmaları düzeltmiş, ayrıca maddi yardımlarda da bulunmuşlardı. Süreçte bölgedeki Müslüman sayısı hızla artmış, İslami şuur gelişmişti.
Öyle ki II. Abdülhamit’in Hicaz Demiryolu projesi hayata geçirilirken, gelişmelerden haberdar olan Venezuela, Arjantin ve Meksika’daki Müslüman halk, dar bütçelerine rağmen bağış kampanyalarıyla topladıkları paraları İstanbul’a göndermişlerdi.
SİYONİST KARŞITLIĞININ AĞIR BEDELİ
Venezuela, yakın tarihte ise zengin petrol yataklarının iştah kabartan görüntüsüyle global güçlerin bir kez daha hedefi haline gelmişti. Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip oluşu; ülkeyi, küresel güç savaşları ve iç çekişmelerin istikrarsızlık, manipülasyon ve provokasyon dolu sarmalının ortasına koymuştu.
Venezuela’da işbaşına gelen yönetimler ile halkın kahir ekseriyetinin Filistin dostluğu ve Siyonizm karşıtlığı ise bu tabloyu daha ağırlaştırmıştı.
İsrail ve ABD’nin, ülkenin ekonomik ablukaya alınması için dünyayı harekete geçirme çabaları, Venezuela ile İran arasında bağ kuran küresel medyanın yalan dolu yayınları; ülkeyi, giderek etkisi artan bir kıskaca sokmuştu.
Bu plan uyarınca son adım ise (2020 yılında da denenmişti) 3 Ocak 2026 tarihinde, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in ABD güçlerince başkent Karakas’tan kaçırılıp, getirildiği New York’ta narko-terör suçlaması yöneltilerek yargılanmasıyla atılmıştı.
