Ümit Yenişehirli yazdı: Mehter eski, marş yeni
Ümit Yenişehirli', Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşen NATO zirvesinin izlerini mercek altına aldığı, protokol kurallarından sembolik detaylara kadar birçok unutulmayan konuyu masaya yatırdığı ve Mehter Takımı'nın Ceddin Deden ile dikkat çeken karşılamasını anlattığı bir yazı kaleme aldı.
NATO zirvesi, arkasında birçok önemli karar ve renkli anekdot bırakarak tamamlandı. Türkiye, dev bir organizasyonu başarıyla gerçekleştirdi. Zirve boyunca; seçilen mekanlardan protokol kurallarına, konuklara sunulan hediyelerden kimi nokta ve anlardaki sembolik detaylara kadar pek çok şey “mesaj” yüklüydü.
Bunlar içerisinde, yabancı devlet liderlerinin Mehter Takımı tarafından, hassaten de Ceddin Deden (Ordu Marşı) ile karşılanması ise kelimenin tam anlamıyla gündem oldu. Batı basınında, Mehter ve Ceddin Deden’e dair çok sayıda haber çıktı.
İLK MEHTER BİRKAÇ DAVUL VE ZURNADAN İBARETTİ
Mehter; Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud’un, Uç Beylerinden olan Osman Gazi’ye, artık bağımsızlığının alameti olarak “tuğ, sancak ve tabl” göndermesine uzanan bir tarihçeye sahip.
Devletini 1299 yılında kurmadan kısa bir süre önce armağanları alan Osman Gazi, Selçuklu sultanına hürmeten gönderilen tabl ile (davul) çalınan melodiyi ayakta dinlemişti. Sonraki zamanların Osmanlı devlet törenlerinde ise belirli saatlerde davul ve zurna çaldırma (nevbet vurdurma) uygulaması başlamıştı. Başlangıçta bu grup, birkaç davulcu ve zurnacı ile sancağı taşıyanlardan müteşekkildi.

YENİÇERİLİK KALDIRILIRKEN MEHTER DE LAĞVEDİLMİŞTİ
Zaman içerisinde Mehteran Bölüğü’ne dönüşen bu grup; savaşların en gösterişli birimlerinden biri haline gelmiş, düşman üzerinde oluşturduğu psikolojik baskıyla zaferlerde pay sahibi olmuş, özgün melodileriyle de - Ludwig van Beethoven’ın Türk Marşı’nda (Marcia Alla Turca) olduğu gibi - birçok eser vasıtasıyla klasik Batı müziğini dahi etkilemişti.
Yeniçeri Ordusu ve Mehteran Bölüğü çok sayıda zaferi birlikte kazansalar da zaman içerisindeki gelişmeler, iki kurumun da aleyhine olacaktı. Padişah II. Mahmut, giderek kontrolden çıkıp, devlete kafa tutan Yeniçeri Ocağı’nı kanlı bir şekilde yok edecekti. “Vaka-i Hayriye” adı verilen bu tedip hareketinde, Yeniçeri Ocağı’na bağlı olan Mehterhane de kapatılmış, bütün enstrümanlar kırılmış, arşiv, nota ve sair notlar da yakılmıştı.

DONİZETTİ PAŞA’NIN MEHTER’E ALTERNATİFİ: MIZIKA-İ HÜMAYUN
Bu olaylardan sonra, padişah II. Mahmut, 1828 yılında Garp usulü Mızıka-i Hümayun’un kurulması amacıyla İtalyan opera bestecisi Giuseppe Donizetti’yi - paşalık unvanı da vererek – görevlendirmişti. Ne var ki Donizetti’nin çalışmaları kötü birer Batı taklidi çalışmasından öteye geçemeyecek, imparatorluk böylece, neredeyse bir asra yakın bir süre kendi öz sesine kulaklarını tıkayacaktı.
CEDDİN DEDE YOKLUKTA ORTAYA ÇIKTI
Sık sık bir yanılsamayla Ceddin Deden, resmi adıyla Ordu Marşı’nın, Osmanlı’nın klasik devirlerinden olduğu düşünülse de aslında Mehter’in mazisine kıyasla bu marş oldukça yeni bir tarihte, 1910 yılında bestelenmişti.
İttihat Terakki yönetimi döneminde, askeri tarihçi Ferik (General) Ahmed Muhtar, Batı özentiliğini eleştirerek, Mehter’in yeniden kurulması için girişimlere başlamıştı. İktidarın önde gelen adamlarından biri olan Enver Paşa’nın da desteğiyle kısa süre sonra da Mehterhane-i Hakani kurulacaktı.
Ancak Mehteran yeniden kurulsa da marş notaları Yeniçeri olayları sırasında yakıldığı için elde neredeyse hiçbir şey yoktu. Yeni marşlar yazılması gerekmekteydi. Ceddin Dede, işte bu yokluk zamanlarında ortaya çıkmıştı. Sözlerini net olmamakla birlikte Asım Bey’in yazdığı belirtilen marşı, Muallim İsmail Hakkı Bey bestelemiş, Mehter’e uygun müzikal düzenlemeyi ise Ali Rıza Bey (taş plak da çıkartmıştı) yapmıştı.
Bu arada, günümüzde, çok eski devirlerin marşlarından biri olduğu düşünülen diğer bir marş, “Ey şanlı ordu, ey şanlı asker” diye başlayan Eski Ordu Marşı da bu dönemde yine İsmail Hakkı Bey tarafından bestelenmişti.

CEDDİN DEDE İLK SINAVINI I. DÜNYA SAVAŞI’NDA VERDİ
Ceddin Deden ve Ey Şanlı Ordu marşları duyulup yaygınlaşmaya başladığında büyük bir beğeni toplamış, ardından I. Dünya Savaşı’yla birlikte de ordulara moral vermesi için kullanılmıştı.
Osmanlı’nın muhtelif cephelerinde; siperlerde bu marşları duyan askerlerin, gözyaşları içinde hücuma kalktığı, düşman hatlarında ise Mehter’in eski asırlarda olduğu gibi yine zaman zaman moral bozukluklarına yol açtığı tutulan günlükleri inceleyen birçok tarihçi tarafından dile getirilmişti.
- TDV İslam Ansiklopedisi ilgili maddeler
