Sahnenin Ötesinde Bir Tartışma

Adem Metan
Adem Metan

Herkese merhaba.

Vegas’taydık…

Dünyanın en önemli teknoloji fuarlarından biri olan CES’te…

Teknolojinin uçsuz bucaksız dünyasına daldık.

Robotlar, yapay zekanın hayatımıza entegrasyonu, akıllı gözlükler, otomobiller, elektronik cihazlar…

Saymakla bitmeyecek kadar çok yenilik.

İnanılmaz bir süreçti.

Dört yıldır bu fuara katılıyorum ve her seferinde aynı şeyi düşünüyorum.

Gelecek artık “gelecek” değil, doğrudan hayatın kendisi.

Umarım önümüzdeki beş yıl boyunca da orada olma şansını bulurum.

Ama asıl meselem bu değil.

Türkiye’ye dönünce gündemim bir anda değişti.

Cem Yılmaz – Kaan Sekban tartışması.

Açık konuşayım: Kaan Sekban ile muhtemelen desteklediğimiz takıma kadar farklı noktalardayız.

Çünkü hayata bakışımız, sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler başta olmak üzere birçok noktada oldukça farklıyız.

Ki herkesin aynı yerden bakmak zorunda olmadığı bir dünyadayız.

Ancak gündemimize düşen konularla ilgili ister istemez notlarımız da olmuyor değil.

Kaan Sekban’ın sahne performansı gerçekten çok iyi.

Yaklaşık dört-beş ay önce katıldığım bir YouTube etkinliğinde, yanında bir hanımefendiyle birlikte geceyi sunmuştu.

Performansını izlerken şunu düşündüm: Bu iş sahnede yapılır ve sahne ayrı bir yetenektir.

Enerji, tempo, hakimiyet…

Abartmıyorum, benim için 10 üzerinden 10’du.

Sahne performansı konusunda ayakta alkışlarım.

Gelelim işin kırılma noktasına.

Cem Yılmaz verdiği bir röportajda, Kaan Sekban’la karşılaştırma sorusunda ısrarla bir konuyu başka bir mindere çekti.

“Evdekileri güldürmek” adına, karşısındaki insanı ezmeye varan bir tavır sezdim.

Peki gerçekten buna gerek var mıydı?

Kaan Sekban ise gayet sakin bir dille…

“Tabii ki böyle bir şey olmadı, herhalde Cem Bey yanlış anlamış” diyerek bu söylemi yalanladı.

Bence konu tam olarak burada başlıyor.

Çünkü mesele bir davet ya da bir gösteri meselesi değil.

Mesele güç ilişkisi.

Evet, Cem Yılmaz çok başarılı.

Evet, büyük işler başardı.

Evet, Türkiye’de stand-up denince akla gelen ilk isimlerden biri.

Evet, ortada bir Cem Yılmaz gerçeği var.

Ama başka bir gerçek daha var: Senden sonra da birileri gelecek.

Bu işin doğası bu.

Sanat, mizah, sahne…

Hepsi bayrak yarışı gibidir.

Sen koşarsın, sonra bayrağı bir başkasına devredersin.

Bu, seni küçültmez, aksine büyütür.

Sürekli bir üstencilik, sürekli bir “ben buradayım, haddini bil” tavrı…

Açıkçası bana çok doğru gelmiyor.

Hele ki meslek büyüğüysen, hele ki senden sonra gelenlerin yolunu açman bekleniyorsa…

Hele ki sen Cem Yılmaz’san..

Mesele kim daha komik meselesi değil.

Mesele kim daha ünlü meselesi hiç değil.

Açıkçası Cem Yılmaz’ı izleyen ve beğenen biri olarak bu durumu etrafımdaki çoğu kişi gibi ben de yadırgadım. Büyüdükçe küçülmek diye bir söz derdi dedelerimiz; belki de bir öz eleştiri yapar kendi dünyasında… Kim bilir…

İSTANBUL VALİLİĞİ’NE BÜYÜK BİR ALKIŞ

İstanbul Valiliği’nin düzenlediği bilgilendirme toplantısına değinmek istiyorum.

İstanbul Valisi Davut Gül, medya kuruluşlarının temsilcileriyle düzenlenen programda, İstanbul’un güvenlik ve asayiş durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Öncelikle Davut Gül’ü tebrik ederim.

Hiçbir ayrım yapmadan, “o, bu” demeden herkesi toplantıya davet etmiş.

Açıkçası son dönemde çok alışık olmadığımız bir durum bu.

Gerçekten tebrik ediyorum.

İnisiyatif almak tam olarak böyle bir şey.

Ben, daha önceden planlanmış bir röportajım olduğu için toplantıya katılamadım.

O saatlerde bir röportajım vardı.

Toplantıda İstanbul’un güvenliği başta olmak üzere, çeşitli konular ele alınırken gazetecilerin ve ilgili herkesin bu toplantıya davet edilmesi, son derece şık bir davranış.

Bu noktaya özellikle değinmek gerekiyor.

Bizim yetkililerden beklediğimiz inisiyatif tam olarak budur.

Sahada insanlar tartışabilir, fikir ayrılıkları olabilir.

Bunlar gayet doğal.

Ancak gazetecilerin çağrılması, davet edilmesi gerekir.

Bu yaklaşım, hem doğru hem de olması gerekendir.

Çünkü İstanbul hepimizin.