Avrupa’da Kur’an ve İslama hakaretleri Sultan Abdülhamid nasıl engelledi?
Kur’an-ı Kerim’le alay etmeye kalkan alçak komedyen, yurda döndükten sonra gözaltına alınmış.
Fakat onun alçaklığı kadar kendi partisinden sokağa atılan Özgür Özel’in hakarete sahip çıkarak sözde sanatçıya saygısızlık, hoşgörüsüzlük gibi sorumsuz bir üslup kullanması feciden ötedir.
Kimsenin kutsalına hakaret edilemez. Eden olursa bu sadece o kutsala inananların değil, bütün kutsalların ayaklar altına alınması demektir ki, bu kaosun altından kimse kalkamaz.
Bu vesileyle sık sık kulağını çınlattığımız Sultan II. Abdülhamid’in Avrupa’daki benzer densizlere nasıl ders verdiğini hatırlamakta fayda var.
Bundan 138 yıl önceye gidelim.
Fransız oyun yazarı Henri de Bornier, Muhammed (1888) adlı bir dram kaleme almıştır. Bir tiyatroda oynanacak, üstelik sahnede bir aktör Hz. Peygamber’i (sav) canlandıracaktır!
Oyunun Peygamber Efendimiz’in (sav) manevî şahsiyetini, dolayısıyla İslam dinini ve Müslümanları küçük düşüren hakaretamiz sahneler ihtiva ettiği haberleri, Sultan Abdülhamid’i “Halife-i Müslimîn” sorumluluğuyla harekete geçirmeye yetecek, hatta oyunun yalnız o tiyatroda değil, Fransa’nın tamamında sahnelenmesini engelleyecektir.
Nasıl mı? Fransa Cumhurbaşkanı Sadi Carnot’ya çok güvendiği Paris Büyükelçisi Salih Münir Paşa eliyle haber uçurarak...
Oyunun Bakanlar Kurulu’nun özel kararıyla yasaklanmasından sonra Cumhurbaşkanı'na şahsen bir teşekkür mektubu göndermeyi ihmal etmeyen Sultan Abdülhamid, Fransa hükümetinin Müslüman teb’asının hislerini yaralamaktan başka bir işe yaramayacak bir oyun hakkında aldıkları bu “akıllıca karar”ı tebrik edecek, hatta Cumhurbaşkanı'nı Osmanlı İmtiyaz Nişanı'yla ödüllendirecekti.
Ne var Henri de Bornier inatçı çıkmıştı. Bu defa eserini Sultan'ın diş geçiremeyeceğini tahmin ettiği süpergüç İngiltere’de oynatmak için kolları sıvar. Ancak Sultan Abdülhamid, bu defa bizzat Dışişleri Bakanı Lord Salisbury’yi devreye sokarak piyesin “bütün İngiltere’de” yasaklanmasını sağlar..
Tekrar Fransa’ya dönelim:
1900 yılında Paris’te oynatılmak istenen Muhammed’in Cenneti adlı bir piyesin ismi ve muhtevası tamamen değiştirilerek sahneye konulur hale getirilmesi de Sultan'ın diplomatik ataklarından biridir.
1894 yılında ise bu defa Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma operasının sahnelenmesine de engel olmuştur.
Öte yandan İtalya’nın başkenti Roma’da oynatılmak istenen Fatih Sultan Mehmed’e hakaret eden bir piyes de yasaklatılmıştır. İşin ilginç yanı, Sultan’ın kendi gücünün yetmediğini görünce yakın dostu Alman İmparatoru II. Wilhelm’i devreye sokarak bunu başarmasıdır.
Amerika Birleşik Devletleri’ne gelirsek, bundan 133 yıl önce, 1893 yılında sahneye konulan ve İslam Peygamberi’nin hayatını gerçeğe aykırı bir şekilde yansıtan Muhammed adlı tiyatro oyununu Elçi Alexander W. Terrell ile yaptığı özel görüşmeden sonra harekete geçen ABD Başkanı Grover Cleveland’ın girişimleriyle sahneden kaldırtmayı başarmıştır.
Abdülhamid Han’ın Peygamberine, Kur’an-ı Kerim’e, İslamiyet'e ve ecdâdına yönelik küçük düşürücü tavırlara karşı, güçlü Batılı devletleri karşısına alma pahasına tavizsiz ve kararlı tutumu kısa sürede etkisini göstermiş ve tiyatrolar artık İslamiyet'le ilgili eserleri repertuarlarına alırken daha bir titiz davranır olmuşlardır.
Sonuçta gerek Fransa’da gerekse İngiltere ve İtalya’da, hatta o sırada İngiliz işgali altında bulunan Hindistan’da Kur’an-ı Kerim’e, Peygamber Efendimize (sav) ve Osmanlı padişahlarına yönelik hakaret içeren eserlerin sahnelenmemesi yolunda bir gelenek oluşmuştur. Nitekim devrin Avrupalı bürokratlarının bu sebeple Osmanlı Devleti’nin hassasiyetini dikkate almak zorunda kaldıklarını ve basın mensuplarını zaman zaman uyardıklarını görüyoruz. Bu da Sultan Hamid’in Halifelikten gelen iktidar ve nüfuzunun sadece İslam âleminde değil, Avrupa’da da etkili olduğunu gösterir.
Sultan Abdülhamid’e yaşarken ve vefatından sonra sayısız iftira atılmıştır. Bunlardan biri de hal fetvasında geçtiği gibi dinî kitapları (kütüb-i diniye) ve Kur’an-ı Kerim’i yaktırdığıdır. Kur’an-ı Kerim’i bastırmak için matbaa kurduran bir Halife, onu neden yaktırsın?
Tam tersine, bilhassa Avrupa ülkelerinde basılmış ve Osmanlı ülkesine kaçak yollarla sokulmuş bulunan hatalı Kur’an-ı Kerim nüshalarını toplatıp imha ettiriyordu ki, bugün dahi Türkiye’de Diyanet’e bağlı Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu’nun kontrolünden geçmemiş Kur’an-ı Kerim’ler toplanıp müsadere edilmektedir. Laik bir devlette bile bu müsadere yapılıyorsa bir şeriat devletinde yapılması gayet normal değil midir?