Keşfeden Biz Olalım
Uzun zamandır severek takip ettiğim bir YouTube kanalı var: “Yırtık Pantolon”.
Oğuzhan Tıraş isimli bir kardeşimiz, sırtında çantasıyla dünyayı geziyor. Bu tür gezginlere alışmış olabiliriz; zira son yıllarda bu hikâyeler sıkça karşımıza çıkmaya başladı. Otostopla, bisikletle ya da yürüyerek farklı ülkeleri gezip deneyimlerini aktarıyorlar. Peki, bu neden önemli? Oraya geleceğiz…
Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in bir programda yaptığı konuşma yeniden gündeme düştü. Sayın Bakan, “Coğrafi Keşifler” kavramının bir dayatma olduğunu, sömürgecilik düzeninin o keşifler sonrası başladığını dile getirdi. Son derece doğru bir tespit. Ancak burada çuvaldızı kendimize batıralım: Biz keşfetmezsek, zalim bir topluluk bulur ve sömürür.
Bugün Afrika’da pek çok ülke, hâlâ Osmanlı döneminde yaşadıkları refaha ve adil düzene ulaşabilmiş değil. Fransızlar, Belçikalılar ve Portekizliler gibi Batılı ülkeler asırlarca yoksul halkı sömürdü. Bu sömürü düzeni, onlar oraya ulaştıklarında başladı. Yani adına ister keşif deyin ister sömürgecilik, tarihi harekete geçenler yazdı.
Peki, biz neden yerimizde saydık?
Siyasi ya da ekonomik nedenlerden dolayı senelerce Türk insanı dünyadan kopmak zorunda kaldı. Şimdi ise devir değişti, sınırlar kalktı, imkânlar çoğaldı. Ve artık yardım amaçlı, ticaret için ya da farklı sebeplerden dolayı dünyanın her yerinde bir Türk görmeniz mümkün. Olması gereken de buydu…
Ama henüz aşamadığımız bir eşik var: Paramız, imkânımız, ilişkilerimiz olsa da toplumsal önyargılarımızı geride bırakamıyoruz.
Oğuzhan’ın geçen bölümde bahsettiği konu tam olarak buydu. Gelen yorumlarda bazılarının bu gezi işini gereksiz bir uğraş olarak gördüğünü söyledi. Hatta ailesiyle ilgili haddi aşan yorumlar almış; "Annenin yerinde olmak istemezdim", diyenler olmuş.
Oğuzhan; Türkiye’den yürüyerek Moğolistan’a gitmeye çalışan, yolda Türk kültürünü tanıtan, köklerimizi taşıyan coğrafyaları keşfeden birisi. Tıpkı asırlar önce Evliya Çelebi’nin yaptığı gibi.
Asırlarca göçebe olarak yaşamış bir medeniyetin bakiyesiyiz. Bırakın çocuklar dünyayı dolaşsın, keşfetsin, öğrensin… Her yolculuğu bir ticaret olarak görüp kâr-zarar hesabı yapmaya gerek yok. Bazı yolculuklar, bugüne değil yıllar sonrasına temas eden duraklardan geçer.
Oğuzhan’ın Türkmenistan'da sohbet ettiği bir çocuk, o anıyla büyür ve seneler sonra kardeşlerini hatırlar. Bir sevgi bağı oluşur, güçlü köprüler kurulur. O köprüleri biz kurmazsak, başka ülkeler kurduğunda söz hakkımız olmaz.
Medeniyetler birbirine temas ederek zenginleşir, güçlenir. Temas günümüzde her ne kadar sanal olarak kurulsa da en güçlü olanı yüz yüze kurulandır. Bir tokalaşma, birkaç dakikalık sohbet, bir sofrayı paylaşmak en güçlü bağdır. Bize düşen; eğer yapamıyorsak yapan insanları desteklemek, destek olmak istemiyorsak da köstek olmayı bırakmaktır.
Her ne sebeple olursa olsun, dünyayı dolaşan gezgin Türk kardeşlerimi sonuna kadar destekliyorum. Bunu hak ediyorlar. Bırakın dünya Türk gençlerinin gücünü görsün. Bırakın gençlerimiz gittikleri yerlerde bizi temsil etsin.
“Her yolculuk başladığı yerde biter”, diye bir laf var. Onların yolculuğu yanlarındaki boş bir valizle başlamış olabilir ama bir gün ülkelerine dolu bir valizle dönecekler; deneyimlerini ülkeleri için kullanacaklar.
Bir atasözümüz var, çok severim; bu konuya tam oturuyor:
Uzayan kol bizden olsun…