İsmet İnönü CHP’yi kapattıracaktı ama ömrü yetmedi
Mutlak butlan tartışmasının girdabındaki CHP’nin 103 yıllık bir parti olduğunu söylüyorlarsa da, bu toplamdan en az 12 yılı çıkarmamız gerekir.
Neden mi? Kenan Evren 1980 yılında diğer siyasi partilerle birlikte CHP’yi de kapattığı için.
Peki, açılmasına için veren kimdir? CHP’lilerin günahları kadar sevmediği Turgut Özal.
CHP ancak 1992 yılında açılabilmiş, SHP ile birleşip bugünkü yapısını kazanması için ise üç yıl daha beklemesi gerekmişti.
Kenan Evren’in müdahalesi “emir demiri keser” tarzında dışarıdan bir müdahaleydi ama 1972-73 yıllarında İsmet İnönü’nün “artık bu partinin CHP ile ilgili kalmadı” gerekçesiyle bir kapattırma girişimi olduğu pek bilinmez.
Ana muhalefet partisi olan CHP’nin kazanı Johnson mektubu (1964) ve ertesi yıl “ortanın solu”na yönelmesiyle parti bünyesi hizipleşme ve muhalefetle kaynayacaktı. Hizipleşmenin başını Bülent Ecevit adamları çekecek ve sonunda İnönü’yü pes ettirecekti.
50 yıldır başında durduğu bir zamanların “Değişmez Genel Başkanı”nı artık kendi partisi bile değiştirmek istiyordu. Koltuğunu gençlere terk etmeliydi.
Nitekim 1972 Mayıs’ında yapılan 6. Olağanüstü Kurultaya tek aday olarak giren Ecevit Genel Başkanlık koltuğuna oturduğunda İnönü hem milletvekilliğinden hem de CHP üyeliğinden istifa etmişti.
Arkasından “Atatürk’ün partisi”ni artık bu sıfatı hak etmediği gerekçesiyle kapattırmaya kalkacaktı.
İnönü az daha CHP’nin adını da değiştirecekmiş.
İnönü'nün yakınlarından Kemal Bağlum, Anıpolitik (1945-1960) adlı kitabında ilginç bir hatırasını anlatır:
“1954 seçimlerinden sonra Demokrat Partililer ne kadar keyif içindeydiyseler, CHP’liler de o oranda bunalıma düşmüşlerdi. Kolay değildi, CHP, gerçekten büyük bir yenilgiye uğramış, Meclis'teki sandalye sayısı 63’ten, 32’ye inmişti.
Sıkıntıyı çekenlerin başında da, Parti Genel Başkanı İsmet İnönü geliyordu. Teşkilat ve partinin üst düzey yetkilileri
'Artık bu isimle biz bir noktaya gelemeyiz. Mutlaka yeni bir ad ile kamuoyunun karşısına çıkmamız gerekiyor' diyorlardı.”
Bağlum’un anlattığına bakılırsa tam bu yönde isim değişikliği kararı alınacakken Kasım Gülek, partiyi Atatürk’ün kurduğu, isminin değiştirilemeyeceği çıkışıyla partinin adını kurtarmıştı.
Bu parti kapanmalı
CHP İzmir Senatörü Necip Mirkelamoğlu’nun İnönü Ecevit’i Anlatıyor (Kervan: 1977) adlı kitabında bir sırrın örtüsünü kaldırıyoruz.
Buna göre İnönü, kendisini genel başkanlıktan atan “Yeni CHP” hakkındaki (Kemal Kılıçdaroğlu da ilk heyecanla böyle dememiş miydi?) kesin yargısını belirleyen bu başında olmadığı partiyi kapattırma girişimlerinde bulunmuştu (s. 224 vd.).
Ecevit’in 1972 yılında başına geçtiği Yeni CHP’nin tüzük değişikliğiyle milletvekillerinin yasama faaliyetleri Genel Merkezin kontrolü altına giriyordu. Bu, İnönü’ye göre Anayasaya aykırıydı. Vekillerin Meclis'teki faaliyetlerini de Genel Merkez kontrol ediyordu ki bu da Anayasa'ya aykırıydı. O zaman İnönü düşünüyordu ki, Anayasaya aykırılığı bu kadar açık olan tüzük değişiklikleri karşısında Anayasa Mahkemesi hareketsiz kalamaz ve Siyasi Partiler kanunu gereğince “Yeni CHP”yi kapatma girişiminde bulunur.
“İnönü Partiden istifasından evvel ve sonra, zaman zaman bunu o kadar kesin bir kanaat ve zaruret alinde söyledi ki, o sıralar Atatürkçü savaşımızı yeni siyasî girişimler biçiminde sürdürmek kararında olan bizleri de bazı tereddütlere sevk etti. Kendisiyle yakın temas halinde bulunan Kemal Satır, Ali Sohtorik gibi arkadaşlarımıza “Girişimlerinizde acele etmememizi, nasıl olsa Anayasa Mahkemesi'nin “Yeni CHP”yi kapatacağını söylüyor ve öğütlüyordu.”
Mirkelamoğlu, böyle bir girişimin bahis konusu olmadığını söylüyor ama ekliyor: Olsaydı bile Anayasa Mahkemesi tüzük hükümlerini düzeltmesi için partiye uyarı ve çağrıda bulunup süre tanıyacak, yani kapatmayacaktı. Bu hatırlatılınca İnönü itirazları önemsemiyordu. Şu cümleler de yazara ait:
“O kendi mantığında kanun, meşruiyet, memleket yararları ve millî hakimiyet anlayışında sorunu 'Esas bakımından' çözüme bağlamıştı: O da 'Yeni CHP’nin bu haliyle yaşamaması gereğiydi.' Çünkü bu parti, sorumsuz maceracıların elinde ve yönetiminde ve Marksistlerin kaba bir aleti olabilecek tabiat ve istidatta idi. Artık hiçbir gerekçe, onun bu sağlam mantığının üzerine çıkıp, 'Yeni CHP’ye' hayatını bağışlayamazdı.”
Anayasa Mahkemesi’nin kapatmayacağına, uyarı cezası vereceğine kanaat getirince girişiminden vazgeçen İnönü’nün içinde kalan ukdeymiş, kaptanlığını Ecevit’e kaptırdığı CHP’yi kapattırmak.
Uzun yıllar CHP Ordu milletvekilliği, hatta CHP Genel Sekreter Yardımcılığı yapmış bulunan Ferda Güley, "Kendini Yaşamak" adlı anılarında şu ilginç notu düşmüş:
“Fakat… Ecevit’ten ve bizden kurtulmak hesabı içine girenler istekleri o kadar kabardığı halde buna bir türlü cesaret edemediler. Evet, artık bu istek sahipleri için, eskiden olduğu gibi partinin önünde tarihsel ağırlığı ile kaya gibi duran bir İnönü engeli yoktu, tersine o da kendileriyle birlikti. Fakat bu kez İnönü yerine CHP’nin önünde bütün türleri ve katmanlarıyla emekçi halk nöbet tutuyordu. Ve bu engeli aşmak İnönü engelini aşmaktan çok daha zor ve tehlikeliydi” (Cem: 1990, s. 436-37).
Ecevit’ten ve ekibinden kurtulmak için CHP’yi kapattırmaya kalkan CHP’liler ile Mutlak Butlan’ın ikiye böldüğü CHP’liler ne kadar da birbirine benziyor, değil mi? Tabii ‘Bu CHP katiyen değişmez’ diyenlere


(İsmet İnönü ve Bülent Ecevit Mayıs 1972 5. Olağanüstü Kurultayında karşı karşıya.)