BU GÖRÜNTÜLERİN BİR DE GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ YOK MU?
ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel suçlu pedofil Jeffrey Epstein davasına ilişkin açıkladığı dosyada, 3 milyon sayfadan fazla belge var.
Dosya binlerce video ve 100 binden fazla da resim içeriyor.
Elon Musk var, Prens Andrew var, prensesler var, Clintonlar var, Trump var.
Yani son 20 yılda yaptıkları ile dünyayı etkileyen herkes var.
Görüntülerin iğrençliği, kötülüğü, insanlık dışılığı su götürmez.
Bizim içimiz bunları izlemeye bile elvermiyor.
Ancak görüntülerin, insani rahatsız ediciliğinden başka bir de siyasi olarak rahatsız ediciliği var.
Bu ikisi iç içe; işte bu görüntülerdeki iğrenç insanlar dünyayı yönetiyor. Bu da dünyanın halinden belli zaten.
Ancak buradaki siyasi çabalar öyle tesadüfi veya rastgele değil.
Ortada bir video varsa bir de onu çeken vardır değil mi? En azından kamerayı oraya bir koyan vardır.
O zaman iki şeyi birbirinden ayırmamız lazım.
Görüntülere konu olanlar
Ve bu görüntüleri kullananlar.
Hepimiz videolara konu olanların rezilliklerine odaklandık.
Oysa bir şeyi net olarak tespit etmek lazım,
Epstein, MOSSAD adına çalışan bir istihbarat aparatıydı.
Demek istediğim şu ki; o adada hiç de sapık falan olmayan, gayet bilinçli bir şekilde o görüntüleri kaydeden bir grup vardı.
Yani bu filmin bir veya birkaç da yönetmeni vardı.
Mesela İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak, Epstein’i Manhattan’daki evinde 36 kez ziyaret etmiş.
Barak’ın ne kadar cinsi sapık olduğunu bilmem ama onun dönemindeki İsrail’in bu videolar sayesinde nelere kadir olabildiğini hatırlayabiliriz.
Zaten videoların bir faydası da bir zamanlar bize mantıksız gelen uluslararası ilişkileri de açıklıyor olması.
Peki, belgeler arasında Türkiye yok mu?
Olmasaydı şaşardım. Biliyoruz ki Türkiye, son 22 yıldır (siz ona AK Parti dönemi deyin) ekstra gözetim altında.
Çünkü Türkiye artık kendi milli politikalarını daha fazla hayata geçirebiliyor ve bu politikaların birçoğu da ABD-İsrail’in Türkiye’ye biçtiği rolle çelişiyor.
Elbette Türkiye’nin kendiliğinden Batı karşıtı olmak gibi bir sıkıntısı yok ama dostluğun nereye kadar olduğunu da artık çok iyi biliyor.
İlk yayımlanan belgeler arasında Robert Koleji Yönetim Kurulu Üyesi ve New York Times muhabiri olan Landon Thomas ile Epstein arasındaki 7 Kasım 2014 tarihli bir e-posta yazışması da yer alıyor.
Ne diyor Thomas?
“Muhafazakâr İslam’ın sosyal hayata ve eğitim sistemine gitgide daha çok sızdığı bugünün Türkiye’sinde, bu sene 150’nci yılını kutlayan Robert Koleji’nin misyonu hiç olmadığı kadar önemlidir” diyor.
Ve devam ediyor:
“DEAŞ’tan sonra Türkiye çok muhafazakâr bir yere doğru gidiyor. Biz de yönetim kurulu olarak, misyonunun çok önemli olmadığını düşünen bir hükümet altında ve bu atmosferde Robert Koleji’nin önemini insanlara anlatma çabalarımızı artırıyoruz.”
Şaşırdık mı?
Elbette biliyoruz ki son 20 yıldır Türkiye’nin kendi kültürü ve kendi geçmişi ile barışık olması, hem Batı’yı hem de içerideki Batıcıları rahatsız ediyor.
Biz “Türkiye gerileşiyor, NATO müdahale etsin” diyen ve yabancıları Türkiye’ye müdahaleye çağıran yerli malları da gördük.
Öte yandan, dün akşam okumalarına ve analizlerine çok güvendiğim bir büyüğüm, bilgilerini değerli bulduğu bir dostuna dayandırarak çok başka bir iddiayı dile getirdi. Bu değerlendirme, meselenin yalnızca istihbarat servisleri ve devletler arası güç mücadelesiyle sınırlı olmadığı yönünde. Buna göre Vatikan’ın da süreçte devreye girdiği, Siyonist güç odaklarına karşı Hristiyan dünyası adına ayrı bir hat açtığı ve dosyaların belirli bölümlerinin dolaşıma girmesinde bu dini-jeopolitik rekabetin etkili olduğu öne sürülüyor. Henüz doğrulanmış bir veri olmasa da, olayın yalnızca ahlaki ve siyasi değil, aynı zamanda teolojik ve medeniyetler arası bir bilek güreşine dönüştüğü yorumları da giderek daha fazla dillendiriliyor.
Sitemizden de izlemişsinizdir:
Epstein belgelerinde detaylar ortaya çıktıkça, Türkiye’nin bağımsız ve milli duruşunun küresel kirli odakları nasıl rahatsız ettiği defalarca görülüyor. Belgelerde, Cumhurbaşkanımızın Türk ordusu içinde İsrail’le yakın ilişkiler kuran unsurlara karşı temizlik yaptığı yönündeki ifadeler yer alıyor. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de attığımız adımların küresel hesapları bozduğu itiraf edilirken, Ankara’nın kararlı politikaları hedef alınıyor.
Yemen’den Suudi Arabistan’a, Avrupa Birliği'nden Ukrayna-Rusya ilişkilerimize kadar her şey elbette ki Epstein sapıklarının radarında.
Yani haberimizde de yer aldığı gibi; Epstein dosyaları, sadece bir istismar ağını değil, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel yükselişinden duyulan rahatsızlığı da açığa çıkarıyor.
Biz verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı memnunuz.
Gerisi onların sorunu.
Ha, bu arada bizim FETÖ haydutlarının bu işleri kimlerden öğrendikleri de ortaya çıkıyor.
Öte yandan sorgulanması gereken daha genel konular da var;
ABD Adalet Bakanlığı bu verileri hangi kriterlere göre yayımlıyor?
Neden diğerlerini değil de bunları yayımlıyor?
Peki, neleri yayımlamıyor
ve belki de hiç yayınlamayacak?
Yani acaba kim kimin ayağına bastı da bunlar ortalığa saçıldı?
Hatta bunların ortaya saçılması, bir şeyleri ifşa değil de başka şeyleri gizleme çabası olabilir mi?
Ayrıca ABD Adalet Bakanlığı'ndan çıktıktan sonra o dosyalara dijital âlemin provokatörleri kim bilir neler yapacak? Kimler trollenecek? Malum bizde teşneler çok.
Kısacası artık bunlar dijital alemin tepe tepe kullanacağı bir bataklığa dönüşecek.
İzleyip göreceğiz.
Ve bir kız çocuk babası olarak her an içimi acıtacak bir başka vahşetle yüzleşme korkumu da burada belirtmek istiyorum.
Allah'ım sen bizi, evlatlarımızı, vatanımızı muhafaza eyle.
Âmin...