Siyasetten ekonomiye, diplomasiden savunmaya kadar pek çok alanda yaşanan gelişmeler, küresel dengeleri yeniden şekillendiriyor.
Uluslararası medyada öne çıkan bu başlıklar, sadece bölgesel etkiler yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda dünyadaki güç ilişkilerini de derinden etkiliyor.
Okuyucularımız için dünya basınında öne çıkan haberleri tek bir başlık altında topladık.
ABD

AMERİKA'NIN GÜNDEMİ EĞİTİM FONLARI KRİZİ
Başkan Donald Trump, ikinci dönemindeki eğitim politikalarında federal kontrolü azaltma adımlarını hızlandırıyor.
Bu kapsamda, kamu okullarına aktarılacak 7 milyar dolarlık eğitim fonu haftalarca donduruldu, yalnızca Beyaz Saray’ın politik önceliklerine uygun harcamalara izin verileceği açıklandı.
Karar, İngilizce öğrenme desteği, göçmen çocuklara yönelik programlar, yaz okulları ve öğretmen eğitimlerini hedef aldı. Fonun dondurulması, ülke genelindeki 600’den fazla okul bölgesini etkiledi. Okul yöneticileri, bazı programların kapanacağını ve öğretmen çıkarımlarının gündeme geldiğini söyledi. AASA'nın yaptığı ankete göre, süperintendentlerin yüzde 85’i bu kaynaklarla yapılmış ödemesi gereken sözleşmelere sahipti.
Fonların askıya alınma gerekçesi ise Beyaz Saray Bütçe Ofisi tarafından açıklandı. Açıklamada, önceki yıllarda bu hibelerin “radikal solcu ajandalar” için kullanılıp kullanılmadığının incelendiği belirtildi. Bu kapsamda, yasadışı göçmen öğrencilere verilen burslar ve LGBT konularına ilişkin eğitim içerikleri örnek gösterildi.
Başkan Trump, Eğitim Bakanlığı’nı “başarısız” olarak tanımlamış ve yetkilerini eyaletlere devretme niyetini birçok kez dile getirmişti.
"KRİZ YARATIP SONRA DA ÇÖZÜYORMUŞ GİBİ DAVRANIYORLAR"
Gelişme, yalnızca eğitim camiasını değil, siyasi ve hukuki çevreleri de harekete geçirdi. 24 eyalet ve Washington DC yönetimi, Trump yönetimini dava etti.
Demokrat senatörler, “krizi bizzat yaratıp sonra çözüyormuş gibi davranıyorlar” tepkisini gösterdi. Cumhuriyetçi bazı vekiller ise fonların serbest bırakılması için devreye girdi. Sonuç olarak, Trump yönetimi geri adım attı ve geçen hafta 1,3 milyar dolar serbest bırakıldıktan sonra bu hafta kalan 5 milyar doların da okullara gönderileceği açıklandı.
Ancak Beyaz Saray, bu fonların hangi alanlara harcanabileceği konusunda yeni “güvence mekanizmaları” getirecek. Bu da önümüzdeki aylarda eğitim alanında yeni tartışmaların fitilini ateşleyebilir. ABD basını gelişmeyi “Trump yönetiminin federal eğitimi parçalama planının bir adımı daha” olarak yorumladı. Eğitim sendikaları ise, “Bu fonlar öğrencilerin hakkı. Yönetimin keyfi politikası çocukların geleceğiyle oynamamalı” açıklamasında bulundu.

ABD'DE EPSTEIN SKANDALININ KİLİT İSMİ VE OLASI AFFI
Amerika'nın bir diğer gündem maddesi de, Epstein davasında yaşanan gelişmeler.
Reşit olmayan kızları seks ticaretine zorladığı için 20 yıl hapis cezası alan Ghislaine Maxwell, Adalet Bakanlığı’nın ikinci ismi Todd Blanche ile iki gün süren görüşmelerde sınırlı bağışıklık (proffer immunity) alarak ifade verdi. Maxwell, bu görüşmelerde yaklaşık 100 kişi hakkında soruları yanıtladı. Bu görüşmeler, 20 yıl hapis cezası alan Maxwell’in cezasına itiraz sürecinde gerçekleşti.
Maxwell’in avukatı David Markus, “Her soruya cevap verdi, hiçbir şeyi saklamadı, talepte bulunmadık” dedi. Sınırlı bağışıklık, Maxwell’in verdiği ifadelerin kendisine karşı kullanılmayacağı garantisini içeriyor. Bu, Maxwell’in dosyada adı geçen ve olası suçları araştırılan kişiler hakkında önemli bilgiler sunduğu anlamına geliyor.
TRUMP'TAN AF BEKLİYOR
ABD Başkanı Donald Trump, Maxwell’in ifadesiyle ilgili sorulara “Şimdilik konuşamam, süreç hassas” diyerek doğrudan af konusunu açmadı. Ancak avukatı, Maxwell’in af umudu olduğunu belirtti. Trump, geçmişte Epstein dosyası ve Maxwell’le ilgili bilgilerin kamuoyuna açıklanması konusunda çekimser davransa da, Maxwell’e yönelik af ihtimalinin kapalı olmadığı anlaşılıyor.
ABD medyası ve kamuoyunda Maxwell’in yüksek düzey bir Adalet Bakanlığı yetkilisiyle görüşmesi “olağan dışı” ve “tartışmalı” olarak yorumlandı. Pek çok hukuk uzmanı, bu tür koruma ve görüşmelerin genellikle suçluların daha fazla bilgi vermesi için kullanıldığını belirtti. Ancak mağdurların avukatları ve hak savunucuları, bu tür kapalı kapılar ardındaki görüşmelerin adaletin tam olarak sağlanmadığını savunuyor.
Davaya dahil olan Annie Farmer adlı mağdur, “Maxwell gibi suçlulara böyle ayrıcalıklar tanınması, mağdurların adalet arayışını zayıflatıyor” dedi.
İNGİLTERE

İNGİLTERE SOKAKLARI ÇÖPLE DOLDU
İngiltere'de temizlik işçileri iş bıraktı.
Birmingham’da çöp toplama işçileri yaklaşık 7 aydır devam eden maaş ve işten çıkarma tehdidine karşı grevdeler. Grev ocak ayında başladı, tam kapsamlı iş bırakma ise mart ayından beri sürüyor.
Bugün ise sendikaların ortak çağrısıyla “Beş Nokta, Bir Gün” adlı büyük destek eylemi düzenlendi. 26 farklı sendika, RMT, ASLEF, NEU, NASUWT ve BMA gibi önemli kuruluşlar grevdeki işçilere dayanışma gösterdi. Birmingham’ın Tyseley, Perry Barr ve Pershore/Sherlock Street bölgeleri ile Coventry’deki iki noktada iş bırakan işçiler, çöp kamyonlarının çıkışını engelleyerek toplu iş bırakma eylemi yaptılar. Şu an depoların kapıları kapalı, çöp araçları hareket etmiyor.
Birmingham Belediyesi, grev nedeniyle şehri çöplerle dolmaya terk eden bu durumun ciddi sağlık ve güvenlik riski oluşturduğunu belirtiyor. Belediyenin ifadelerine göre, çöp toplama araçları yollar üzerinde engelleniyor, bazı grev gözcüleri araçların önüne geçiyor ya da yol kavşaklarını tıkıyor. Belediye, sendika Unite’a karşı mahkemeye başvurarak bu engellemelerin durdurulmasını talep etti.
Sendika ise bu başvuruyu, grev ve destek eylemlerinin önüne geçmeye çalışan bir dikkat dağıtma çabası olarak yorumladı.
Eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn de belediyeye “acilen anlaşma yapın” çağrısı yaptı.
İşçiler, maaşlarına önemli zam yapılmasını, işten çıkarma planlarının iptal edilmesini ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep ediyor. Talepler kabul edilmediği sürece grevi sürdürmeyi planlıyorlar.

İNGİLTERE'DE ÇOCUKLARA SOSYAL MEDYA KISITLAMASI GÜNDEMDE
İngiltere hükümeti, çocuklarda “zorlayıcı” hale gelen ekran kullanımı sorununa karşı sosyal medya platformlarına yönelik kapsamlı kısıtlamalar getirmeyi planlıyor. Teknoloji Bakanı Peter Kyle, Sky News’e yaptığı açıklamada, çocukların dijital dünyada geçirdiği süreyi sınırlandırmak için saatlik ekran kullanımı limitleri ve gece ya da okul saatlerinde erişim engelleri üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Bu adım, İngiltere’nin yanı sıra Fransa, Almanya ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde de benzer şekilde tartışılan çocukların dijital medya kullanımına dair düzenlemelerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Küresel çapta artan dijital bağımlılık ve çocukları hedef alan uygunsuz içerikler, hükümetleri yeni önlemler almaya zorluyor.
İngiltere’de yapılmış kapsamlı bir anket, gençlerin günde ortalama 6-8 saat sosyal medyada vakit geçirdiğini ve yüzde 55’inin istemsizce cinsel veya şiddet içerikli uygunsuz içeriklere maruz kaldığını ortaya koydu. Ayrıca üçte iki çocuk, tanımadıkları yetişkinlerden rahatsız edici mesajlar aldıklarını belirtti. Bu gerçekler, ebeveynlerin kontrolü zorlaştırması ve çocukların dijital ortamlarda sağlıklı gelişimini tehdit etmesi açısından ciddi kaygılar uyandırıyor.
EKRAN SÜRESİNİ AŞANLARA ERİŞİM YASAĞI
Planlanan uygulama kapsamında, TikTok, Snapchat gibi popüler uygulamalarda çocukların günlük iki saatlik ekran süresini aşmaları halinde uygulamalara erişimleri tamamen engellenecek. Şu anda birçok platform sadece ekran süresi uyarısı verirken, yeni sistemle çocukların otomatik olarak engellenmesi hedefleniyor. Ayrıca gece ve okul saatlerinde sosyal medya kullanımı kısıtlanabilecek.
Teknoloji Bakanı Kyle, “Çocukların çevrim içi deneyimleri sadece yasadışı içeriklerden korunmakla sınırlı kalmamalı. Sağlıklı ve dengeli bir dijital hayatın desteklenmesi gerekiyor,” diyerek, ebeveynlerin çocuklarını dijital dünyada koruma konusunda yetersiz kaldığını vurguladı.
Bu önlemler, İngiltere’nin 2023 yılında kabul ettiği Online Güvenlik Yasası’nın da bir parçası olarak önümüzdeki sonbaharda açıklanması bekleniyor. Yasa kapsamında, porno siteleri için zorunlu yaş doğrulama sistemleri gibi uygulamalar devreye girmiş durumda.
GELİŞMİŞ ÜLKELERDE ARTAN BİR EYLEM
Avrupa’da Fransa ve Almanya, benzer şekilde sosyal medya kullanımında yaş sınırlandırmaları ve ekran süresi kısıtlamaları üzerinde çalışmalar yaparken, Avustralya 2025 yılında 16 yaş altı kullanıcıların sosyal medyaya erişimini tamamen yasaklamayı planlıyor. Bu ülkelerdeki uygulamalar, İngiltere’nin atacağı adımlar için örnek teşkil ediyor.
Uzmanlar ve çocuk hakları savunucuları, bu tür düzenlemelerin çocukların dijital ortamda daha güvenli ve sağlıklı bir şekilde büyümelerine katkı sağlayacağını belirtirken, teknoloji şirketlerinin de sorumluluklarını artırması gerektiğine dikkat çekiyor.
İngiltere’nin bu kapsamlı dijital reformu, çocukların ekran karşısında geçirdiği zamanın azaltılması ve daha güvenli bir çevrimiçi deneyim sağlanması amacıyla, gelişmiş ülkeler arasında artan bir harekete işaret ediyor.
ALMANYA

ALMANYA BASINI FRANSA'NIN FİLİSTİN DEVLETİNİ TANIMASINA ODAKLANDI
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “bağımsız Filistin devletini tanıyacağız” açıklaması, Avrupa basınında geniş yankı buldu.
Alman gazetelerinde bu çıkışa hem diplomatik açıdan eleştiri hem de Avrupa’daki siyasi bağlam açısından yorumlar geldi. Macron’un bu hamlesi, hem iç politikadaki konumu hem de AB içindeki dengeler açısından tartışılıyor.
Almanya’nın etkili gazetelerinden Münchner Merkur, Macron’un açıklamasının en çok Hamas’a yaradığı görüşünde. Açıkça İsrail'i desteklediğini gösteren gazete, "Macron’un sahneye çıkışı Gazze’deki halkın acısını hafifletmiyor. Üstelik Fransa’nın Avrupa Birliği ile koordine olmadan attığı bu adım, Brüksel’i bir kez daha gülünç duruma düşürüyor.” yazdı.
Gazete, Macron’un bu çıkışıyla ülkedeki düşen halk desteğini toparlamaya çalıştığını öne sürüyor.
Süddeutsche Zeitung, tanımanın sembolik etkisine dikkat çekerek, “Diplomatik tanıma, esasen Filistin’in büyükelçi statüsü kazanması anlamına gelir. Ancak bu, pratikte büyük değişim yaratmaz. ABD ve Almanya gibi ülkeler yıllardır barıştan sonra tanıma sözü veriyor. Bu söz, bir müzakere teşviki olarak görülüyordu. Şimdi ise bu sıralama tersine dönüyor.” yorumunda bulundu.
Flensburger Tageblatt ise daha yumuşak bir yorumla Macron’un niyetini olumlu okuyor:
“Gazze’de yaşanan ölümlere ve rehinelerin durumuna karşı Avrupa çaresiz. ABD’nin arabuluculuğu da sonuçsuz kaldı. Macron’un çıkışı, İsrail hükümeti üzerinde baskı kurmayı amaçlayan bir diplomatik hamle olarak görülmeli.”
Almanya’daki değerlendirmelerde Macron’un açıklamasının sahada gerçek bir değişim yaratmayacağı ancak AB içi dengelere ve Fransa’nın diplomatik duruşuna etki edeceği öne çıkıyor.
FRANSA

FRANSA'DA BAŞBAKANA KARŞI 'HER ŞEYİ DURDURALIM' HAREKETİ
Fransa’da hükümetin açıkladığı yeni bütçe planlarına karşı geniş bir sosyal hareket ortaya çıktı.
Başbakan François Bayrou, bütçe açığını kapatmak için sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerde kesintiler içeren bir tasarruf planı açıkladı.
Özellikle iki resmi tatilin kaldırılması, kamu harcamalarında büyük kesintiler, emekli maaşlarının dondurulması ve sağlık sektöründe personel azaltımı gibi kararlar, hem sendikaları hem de vatandaşları ayağa kaldırdı.
işçilerden öğretmenlere, eski Sarı Yeleklilerden sendikalara kadar birçok kesim 10 Eylül’de 'ülkeyi durdurmaya' hazırlanıyor.
“Bizi yok sayan bu düzene artık boyun eğmeyeceğiz” diyen hareket, radikal boykot ve grev çağrısı yapıyor.
BAŞBAKANI KÖŞEYE SIKIŞTIRAN HAREKET
Bu hareketin amacı, Bayrou’nun bütçe kesintileriyle çalışanlardan, emeklilerden ve sosyal hizmetlerden yapılan fedakarlıklara karşı çıkmak.
Aralarında hem solcu hem sağcı, hem de sistem karşıtı grupların olduğu çok sayıda kişi, hiçbir partiye ya da sendikaya bağlı olmayan yeni bir dayanışma ağı kurduklarını duyurdu. “Artık izlemiyoruz, alışveriş yapmıyoruz, çalışmıyoruz. 10 Eylül’de ülke duracak” sloganıyla başlatılan hareket, özellikle “emekçi sınıfları ekonomik köleliğe mahkûm eden düzene” karşı olduklarını savunuyor.
Hareketin temel talepleri şöyle, hükümetin bütçe planının tamamen iptal edilmesi, sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerdeki kesintilerin geri alınması, tatil haklarına dokunulmaması, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, spekülatif büyük şirketlerin ve bankaların cezalandırılması, 'sistemi besleyen” tüketimin boykot edilmesi.
Özellikle eski Sarı Yelekliler hareketinden tanınan isimler (Jérôme Rodrigues, Maxime Nicolle vb.), CGT gibi sendika temsilcileri ve çeşitli sistem karşıtı oluşumlar bu çağrıyı destekliyor. Ayrıca, öğretmenler, hemşireler, küçük esnaf ve genç işsizler hareketin ana kitlesini oluşturuyor. Grup, “biz sadece çalıştığımız için bu sistem yürüyor; durduğumuz anda çarklar da durur” görüşünde birleşiyor.
Hareketin hedefinde yalnızca bütçe değil. Sözde “temsil edilmeyen halk” adına hareket ettiklerini söyleyen aktivistler, Macron’un elitist yönetim tarzının sürdüğünü, Bayrou’nun da bu yapının sadık bir devamcısı olduğunu öne sürüyor.
Hareketin nasıl şekilleneceği belirsiz. Ancak sosyal medyadaki etkileşimler ve sendikaların artan sert açıklamaları, Eylül ayı boyunca hükümetin ciddi baskı altında kalabileceğini gösteriyor. Grevlerin yayılması, ulaşımdan eğitime birçok sektörde aksamalara yol açabilir. Ekonomik açıdan büyük zincir marketlere ve bankalara karşı yapılan çağrılar ise doğrudan Fransız iç piyasasını hedef alıyor. Analistler, bu tarz yaygın sivil itaatsizlik girişimlerinin ülke genelinde siyasi ve ekonomik istikrarı ciddi şekilde etkileyebileceğini belirtiyor.

FRANSA'DA ÖLÜM SAYISI DOĞUM SAYISI GEÇTİ
Avrupa'da demografik yapı alarm veriyor.
Avrupa’nın en büyük ülkelerinden Fransa, yıllardır beklenen ama bir türlü önüne geçilemeyen bir gerçeği artık yaşıyor.
Nüfusun doğal artışı sona erdi.
Avrupa’nın nüfusu yaşlanırken, Fransa’da 1945’ten bu yana ilk kez ölüm sayısı doğumları geçti.
Bu gelişme, kıtada derin demografik ve ekonomik endişeleri gündeme taşıdı. İnsee’nin son verilerine göre, Fransa’da son 12 ayda 651 bin 200 ölüm kaydedilirken, doğum sayısı 650 bin 400’de kaldı. Bu, demografik trendlerin beklenenden erken hızlanmasının işareti olarak değerlendiriliyor.
Avrupa genelinde düşük doğurganlık oranları ve yükselen yaşam beklentisi, nüfus yapısını ciddi biçimde değiştiriyor. Kıta genelinde genç nüfus oranı azalırken, yaşlı nüfusun oranı hızla artıyor. Bu durum, sosyal güvenlik sistemleri, sağlık hizmetleri ve iş gücü piyasaları üzerinde baskıyı artırıyor. Uzmanlar, Fransa’daki bu gelişmenin diğer Avrupa ülkeleri için de uyarı niteliğinde olduğunu vurguluyor.
FRANSIZLARDA ÇOCUK SAHİBİ OLMA İSTEĞİ AZALDI
Başta Almanya, İtalya ve İspanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi benzer sorunlarla karşı karşıya. Doğum oranlarının düşmesinin arkasında ekonomik belirsizlikler, iş güvencesizliği, iklim krizi kaygıları ve aile desteklerinin yetersizliği gibi faktörler bulunuyor.
Fransa’da doğum oranı son on yılda 2’den 1.6’ya gerilerken, çocuk sahibi olma arzusu da azaldı.
Bu tablo, Avrupa Birliği’nin uzun vadeli büyüme ve sosyal dayanıklılık stratejileri üzerinde yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Göç politikaları da tartışmanın merkezinde, çünkü artan ölüm sayısı ve azalan doğum oranları göçle dengelemeye çalışılıyor ancak bu çözüm sürdürülebilir değil. Uzmanlar, Fransa’da yaşanan bu nüfus dönüşümünün sosyal hizmetlerde, emeklilik sistemlerinde ve ekonomik dinamiklerde derin değişikliklere yol açacağını belirtiyor.
Fransa hükümeti ise bu duruma karşı “demografik yeniden canlanma” için yeni destek paketleri ve aile politikaları geliştiriyor. Ancak bu önlemlerin sonuçları zamanla görülebilecek. Avrupa basını, Fransa’da yaşanan bu tarihi demografik kırılmayı yakından takip ediyor ve kıtada benzer trendlerin hızlanmasından endişe ediyor. Avrupa için nüfusun yaşlanması artık sadece sosyal bir sorun değil, ekonomik ve politik bir meydan okuma olarak ön plana çıkıyor.
İTALYA

MELONİ, FİLİSTİN DEVLETİNİ TANIMA ZAMANININ HENÜZ GELMEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR
İtalya’nın gündemi Macron’un Filistin Devleti tanıma kararı...
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Filistin Devleti’ni tanıma açıklaması Avrupa gündemini sallarken, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni çekimser tutumuyla dikkat çekti.
Meloni, yaptığı açıklamada, “Filistin Devleti henüz kurulmadan tanınmasının hedefe zarar verebileceğini” savundu ve “Sürecin sonunda tanınmayı destekliyorum, ancak şu anda zamanının olmadığını düşünüyorum” dedi. Meloni, bu görüşünü hem parlamentoda hem Filistin yetkililerine hem de Macron’a ilettiğini vurguladı.
Meloni’nin sözleri, Fransa’nın sert adımının ardından Avrupa’da artan tartışmanın odağı oldu.
İtalya’nın bu tutumu, Macron’un hamlesinin ardından Avrupa’nın gündeminde geniş yankı buldu.
"AHLAKİ OLARAK KABUL EDİLEMEZ"
Avrupa’nın diğer önemli başkentlerinde ise Filistin’in tanınmasının artık ertelenemeyecek bir aciliyet taşıdığı görüşü ağır basıyor.
Meloni’nin açıklamalarına karşılık İtalya’daki muhalefet sert tepki gösterdi. Yeşiller Partisi lideri Angelo Bonelli, Meloni’yi “cesaretsizlik ve İsrail’e boyun eğme” ile suçlayarak, “Gazze’de savaş ve insani kriz devam ederken Filistin Devleti’nin tanınmasını ertelemek, hem siyasi hem ahlaki olarak kabul edilemez” ifadelerini kullandı. Bonelli, Meloni’nin “Filistin davasını fiilen engellediğini, İsrail’in askeri işgali ve sivillere yönelik saldırıları örtbas ettiğini” söyledi. Bonelli ayrıca, “Macron gibi ülkeler bu konuda adım atarken İtalya’nın hareketsiz kalması utanç verici” değerlendirmesinde bulundu.
İSPANYA

İSPANYA'DA EV TAŞIMAK İMKANSIZ HALE GELDİ
Avrupa genelinde artan enerji ve lojistik maliyetleri, İspanya’da ev taşımayı imkânsız hale getirdi.
Özellikle son aylarda akaryakıt fiyatlarının yükselmesi, nakliye sektörünü ciddi şekilde etkiledi.
Bu durum, hem taşınma hizmetlerinin fiyatlarını yukarı çekti hem de Avrupalıların ev değiştirme sürecini zorlaştırdı.
Bunun en somut örneği İspanya'da yaşanıyor.
İspanya’da ev taşımak artık pek çok kişi için mümkün olmaktan çıktı. Artan ev taşıma maliyetleri ve ekonomik kriz nedeniyle taşınma süreçleri büyük oranda yavaşladı ve zorlaştı.
Uzmanlar, özellikle son aylarda nakliye, işçilik ve malzeme fiyatlarındaki ciddi artışların, ev taşımayı ekonomik olarak neredeyse imkansız hale getirdiğini belirtiyor.
DAR GELİRLİLER İÇİN EV DEĞİŞTİRMEK HAYAL OLDU
Ev taşımada kullanılan araçların yakıt fiyatlarındaki yükseliş, lojistik sektöründeki işçilik ücretlerindeki artış ve artan malzeme maliyetleri, taşınma hizmetlerinin fiyatlarını uçurdu.
Bu durum, İspanya genelinde konut piyasasında da durgunluğa yol açtı. Ev alım-satım işlemleri azaldı, birçok kişi ekonomik sebeplerle taşınmaktan vazgeçti. Özellikle genç aileler ve dar gelirli vatandaşlar, artan taşınma maliyetleri nedeniyle ev değiştirme planlarını ertelemek zorunda kaldı.
Ekonomistler, taşımacılık sektöründeki maliyet artışının ülke ekonomisine olumsuz yansıdığını, tüketici harcamalarının düştüğünü ve bu durumun gayrimenkul sektöründe uzun vadeli etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Ayrıca, taşınma zorluklarının sosyal hayatı ve iş gücünü de etkilediği belirtiliyor.
İspanyol hükümeti, enerji maliyetlerini düşürmek ve taşınma hizmetlerini desteklemek için çeşitli önlemler üzerinde çalışıyor. Yerel yönetimler de taşınma sürecini kolaylaştıracak çözümler arıyor ancak şu an için somut bir adım atılmış değil.
Avrupa genelinde artan enerji fiyatları ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle benzer sorunların diğer ülkelerde de yaşanması bekleniyor.