Ümit Yenişehirli: Batılı gözüyle İslam ve tesettür
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti'nin Sakarya'daki toplantısında başörtüsüne yönelik saldırılara karşı çıkarak başörtünün normal olduğunu, marjinal olmadığını belirtti. Ümit Yenişehirli de bu açıklama üzerine konuyla ilgili yaptığı araştırmayı Ensonhaber okurları için kaleme aldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Sakarya’daki 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, son günlerde başörtüsü karşıtlığının hortlatılmaya çalışıldığını belirterek “Zaman zaman marjinal, cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtülü kadınlara ve başörtüsüne kin kusuyor. Anlamayanlar anlasın! Başörtüsü ideolojik sembol değildir, marjinal değildir, anormal değildir bu toprakların normalidir.” dedi.
TAKINTILI BİR AZINLIĞIN ARTAN CÜRETİ
Gerçekten de azınlığa düşüşleriyle ters orantılı bir biçimde cüretleri artan küçük bir kesim, bulduğu hemen her fırsatta İslami değerlere saygısızlık ediyor, Müslüman hanımların tesettürüyle de adeta “özel uğraşıyor.” Gün geçmiyor ki bir hadsiz, tesettürü diline dolamasın. Üstelik, inanç hürriyetinin açık bir ihlali olan bu saldırıları yapanların bazıları da muhatabına, “gerçek Müslümanlık” dersi vermeye kalkışıyor, cahilane ama mutlaka öfkeli kelimelerle “İslami kuralların yanlış uygulandığından, örtünün gereksizliğinden” filan söz ediyor.
Bu halleriyle siyasetin değil de adeta sosyal-psikolojinin sahasına girdiği intiba veren söz konusu kitlenin, her zaman, itirazsız bir şekilde Batı’ya kulak verip, oradan gelenleri baş tacı ettikleri gerçeğinden hareketle kimi Avrupalı isimlerin, uzun yıllar boyunca özelde tesettür, genelde İslami değerler üzerine dile getirdiklerine göz atmakta fayda olabilir. Zira bu şahitlikler, Müslüman Türklerdeki dindarlık hasletinin ne kadar güçlü ve mazisinin eski olduğunu göstermekte.
PARDOE: TÜRK KADINLARI İÇGÜDÜSEL OLARAK DİNDARLAR
Batılı seyyahların Osmanlı mülküne yaptıkları ziyaretler vesilesiyle kaleme aldıkları, Müslüman Türk toplumunda İslami değerlerin nasıl başat konumda olduğunu ortaya koymaktaydı. Öyle ki Osmanlı modernleşmesi döneminde bile kadınlardaki İslami hassasiyet yine en ileri derecelerdeydi.

İngiliz şair ve gezgin Julia Pardoe, 1836 yılında kaleme aldığı, “Sultanlar Şehri İstanbul” isimli hatıratında, Osmanlı kadınının dindarlığını şöyle anlatmıştı:
“Türk kadınları içgüdüsel olarak dindarlar. İbadetleri, varoluş tarzlarına çok iyi uyuyor. Namaz saati, herkesin dikkatle beklediği bir vakit. Yaradanlarının huzuruna çıkmadan önce başlarına beyaz bir tülbent örtüp, seccadelerini yaydıkları sırada gösterdikleri tevazuda, dokunaklı ve güzel bir yan var. Kadınlar bunları, içten ve temiz hislerle yaparlar. Dışarıda da feraceleriyle, çarşaflarıyla, bunlarla uyumlu başlıklarıyla zarif bir şekilde hayata karışırlar.”
FONTMAGNE: ŞARK’TA KADININ KİMLİĞİNİ ÖRTÜSÜNDEN ANLARSIN
Yazar ve besteci Durand De Fontmagne de “İstanbul” isimli kitabında, Osmanlı Devleti’nde giyim-kuşam tarzının, bir kadının toplumda hangi milletten olduğunu gösterdiğini vurgulayarak, “Şark’ta bir kadının hangi milletten olduğunu anlamak için yüzünü örtüp örtmediğine bakmak yetiyor. Rumlar ile Frenklerin yüzleri açık, Yahudilerle, Ermenilerin yarısı örtülü. Türkler ise yalnızca gözlerini açıkta bırakıyor.” diye yazmıştı. Müslüman kadınların hayranlık duyulası kişilikleri olduğunu da anlatan Fransız Fontmagne, Türk hanımlar için, “Bu dindar ve nazik kadınlar.” ifadesini kullanmıştı.

Fransız sosyolog ve antropolog Dr. Gustav Le Bon, “La Civilisation des Arabes” adlı kitabında, çok hakkaniyetli ve insaflı değerlendirmelerde bulunmuştu. İslamiyet’in saf ve sade halinin, birçok milletin gönül rızasıyla İslam dinini seçmesine yola açtığını vurgulayan Le Bon, “İnsanlara zorla kabul ettirilmiş olmaktan tamamen uzak olan Kur’an-ı Kerim ancak inanç ve kanaatle yeryüzünde yayılmıştır. Mesela, Türkler ve Moğollarda olduğu gibi… Kur’an’ın bu harikulade yayılışı, onun neşrettiği dine düşman olan yazarları daima hayretler içinde bırakmıştır.” diye yazmıştı.
İngiliz tarihçi ve milletvekili Edward Gibbon ise “Roma İmparatorluğu’nun Yükseliş ve Düşüşü” isimli eserinde, “Ganj Nehri ile Atlas Okyanusu arasındaki İslam memleketlerinde, İslam sayesinde hükümdar ile fakir arasında bir fark yoktur. Açık, filozofça bir dimağa malik olan biri, hiç tereddüt etmeden Müslümanlığı seçer.” ifadelerini kullanmıştı.

TÜRKLER AHLAKLARININ GÜZELLİĞİNİ İSLAM’A BORÇLUDURLAR
“Osmanlı Türkleri, umumi ve ferdi ahlaklarının ciddiyetini İslamiyet’in iffet ve hayâ ahkamına (hükümlerine) medyundurlar (borçludurlar).”
İsveçli Diplomat Ignace Mouradja d'Ohsson, Osmanlı İmparatorluğu'na Genel Bakış /
“Müslüman Türkler arasında kibir ve gurur yok gibidir. Onların hizmetinde daima tatlılık ve kolaylık vardır. Bütün diğer dinlerin batıllık ve müşriklikle lekelenmiş olduğuna kanidirler."
Fransız Doktor A. Brayer, İstanbul’da Dokuz Yıl /
“Türk dükkanlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkancılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir.”
Fransız Seyyah Aubry de La Motraye, La Motraye Seyahatnamesi
İBADETLERİ SADE, ADİL VE ZAYIFLARA KARŞI MERHAMETLİLER
“Müslüman Türklerin en büyük özelliği dürüstlükleridir. Sözlerine sadık kalırlar, kimseyi aldatmazlar ve haksızlığa karşı büyük bir vakar sergilerler. İslamiyet’in getirdiği o temiz ahlak, hayatlarının her anına sirayet etmiştir.”
İtalyan Yazar ve Seyyah Edmondo de Amicis İstanbul /

“Türkler, dinleri ne olursa olsun yabancılara karşı son derece nazik ve misafirperverdirler. Muhtaç olan herkese yardım etmeyi kutsal bir görev bilirler ve hayatımda onlar kadar hayvanlara merhamet eden, tabiatı koruyan başka bir millet görmedim.”
Fransız Seyyah Jean de Thévenot Levant’a Yapılan Bir Yolculuk /
“Müslüman Türkler, büyüklüklerini kibirle değil, asalet ve sükunetle gösterirler. Onların ibadetlerindeki sadelik, toplumsal hayatlarındaki adalet ve zayıfları koruma arzusu, Avrupa’nın çok şey öğrenmesi gereken bir medeniyet örneğidir.”
Fransız Devlet Adamı Alphonse de Lamartine, Osmanlı Tarihi

- İsmail Hami Danişmend, “Garp İlminin Kur’an-ı Kerim Hayranlığı”, Hareket Yayınları, İstanbul 1973
- Dr. Seda Ağırbaş, “Batılı Kadın Seyyahların Anlatımında Osmanlı Kadını”, Akademik Hassasiyetler Dergisi, Sanat Tarihi Özel Sayısı, 2019