Devlet Bahçeli'den Terörsüz Türkiye mesajı: Yasal düzenlemeler yapılmalıdır

Terörsüz Türkiye ve bölge hedefinden bahseden Devlet Bahçeli, TBMM'de kurulan komisyonun çalışmalarını tamamladığını söyledi. Yasal düzenlemelere de vurgu yapan Bahçeli, "Uygun iklim oluşmuştur" dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. 

Sözlerine ABD-İsrail ve İran arasında süren çatışmalarla başlayan Bahçeli, akabinde sözü Terörsüz Türkiye'ye getirdi. 

Bir kez daha Terörsüz Türkiye'nin önemine dikkati çeken Bahçeli, yasal düzenlemeleri de gündemine aldı.

"Terörsüz Türkiye milli birlik ve kardeşlik projesidir. Gerekli yasal düzenlemeler için uygun iklim oluşmuştur.

Kimse yanlış hesap yapmasın, tahriklere meyil etmesin, terörsüz Türkiye'yi sabote etmeye kalkmasın. Kardeşlik yeşerirken bölücü emellere heves edilmesin." diyen Bahçeli açıklamasında şöyle dedi; 

TERÖRSÜZ TÜRKİYE'YE DAİR

Değerli milletvekilleri, milli birlik ve beraberliğin tesisi ortak değerler ve geçmiş üzerinde inşa edilen bir millet anlayışıyla ve müşterek bir gelecek yürüyüşüyle mümkün olabilecektir.

Aramızdaki sevgi ve muhabbeti diri tutarak, kardeşlik bağlarımızı güçlendirerek ortak gelecek hedefiyle vatanımız üzerinde ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde bir ve beraber olduğumuz müddetçe aşamayacağımız hiçbir engel, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur.

Birlik ve beraberliğimiz vatan sevgisinde tezahür etmekte, bağımsızlığımızın sembolü ay yıldızlı albayrağımız dalgalandığı her yerde vücut bulmaktadır. 'Korkma' diye başlayan İstiklal Marşımız ise zulme ve zalime geçit vermemektedir.

"TOPLUMSAL MUTABAKAT ZEMİNİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR"

Terörsüz Türkiye süreci Türkiye’de huzur ve barış ortamını kalıcı kılarken aynı zamanda bölgesel istikrara da katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Terörsüz Türkiye milli birlik ve kardeşlik projesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ve önemli bir görev ifade eden Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını tamamlamış, ortak komisyon raporu kabul edilmiş ve bir toplumsal mutabakat zemini ortaya çıkmıştır.

"İÇERİSİNE GİRDİĞİMİZ BU YÜZYIL SAVAŞLARLA İLERLİYOR"

Bir yanda tarifsiz zenginlik ve doyumsuzluğun yarattığı sapkınlık, diğer yanda açlıktan ölen çocuklar ve sefaletin gölgesinde var olma mücadelesi veren masumlar bulunmaktadır.

Her ne kadar 21. yüzyılın demokrasinin yaygınlaşması, hukukun üstünlüğünün hakim kılınması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve insanlığın ortak refahı ile mutluluğu açısından fırsatlar sunması beklense de, ikinci çeyreğine girdiğimiz bu yüzyıl uluslararası terörizm, göç, etnik çatışmalar, iç karışıklıklar, savaşlar, uluslararası hukuka aykırı çifte standartlar, açlık ve yoksulluk, zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasında büyüyen uçurum ve çevresel felaketler gibi sorunlarla ilerlemektedir.

"AKTÖRLER DEĞİŞİYOR, AMAÇLAR DEĞİŞMİYOR"

Emperyalist güçler, insani duyarlılıkları ve uluslararası kuralları yok sayarak ya da ortadan kaldırarak kendi imtiyaz ağlarını genişletme çabası içindedir.

Teknolojik ve ekonomik hakimiyetin sağladığı üstünlükle hedef alınan ülkelerde etnik ve dini unsurlar, istikrarsızlaştırmanın en önemli araçları ya da iş birliği aktörleri olarak kullanılmaktadır.

Maalesef bu gelişmeler Müslüman coğrafyaların adeta kaderi haline gelmiştir.

Bölgemizde yaratılan nobranlığın, barbarlığın ve emperyalist heves ile emellerin önemli sebeplerinden biri de bundan yüz yıl önce kurgulanan, haritaların emperyalist masalarda çizildiği ve mazlum halkların sömürgeci canilere meze yapılmak istendiği Sykes-Picot düzeninin revize edilerek yeniden bölgemizde ve dünyada hakim kılınması arzusudur.

Aktörler ve araçlar değişse de taraflar ve emeller hiç değişmemektedir. Bir tarafta bugünün sömürgecileri ve emperyalistler, diğer tarafta mazlumlar ve mahzunlar bulunmaktadır.

Yeniden kurgulanan Sykes-Picot düzeninde ideolojik saplantıların ve teolojik sapkınlıkların iktidar olduğu İsrail'in İslam topraklarını işgal ve sömürme planı vardır.

"İSRAİL'İN SALDIRGAN TAVRI, BÖLGENİN HUZURUNU TEHLİKEYE ATIYOR"

Etnik, dini ve mezhepsel olarak binbir parçaya bölünmüş, istikrarsız, güvensiz, marjinalize edilmiş ve terörize edilmiş gruplarla çatışma ve kaosun egemen olduğu bir bölge hedeflenmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir Hadis-i Şeriflerinde "Öyle insanlar vardır ki adeta hayrın anahtarları, şerrin kilitleri gibidir" buyurmuşlardır.

Öyleleri de vardır ki şerrin anahtarları, hayrın kilitleri gibidir. Bugün yaşadığımız siyonist barbarlık, ABD ve İsrail ortak yapımı hukuksuzluğun, zulmün ve kötülüğün adeta şerrin anahtarıdır.

İsrail, Gazze başta olmak üzere İran ve Lübnan üzerinde izlediği saldırgan politikalarla bölgeyi adeta cehenneme çevirmiş ve huzur umudunun sönmesine neden olmuştur.

Açıkça görülmektedir ki İsrail hem bölgenin hem de dünyanın huzur ve istikrarı için ciddi bir tehlike ve tehdittir. ABD'nin Orta Doğu politikasının İsrail tarafından esir alındığı algısı Batı ve Amerika halkında büyük tepkiye ve öfkeye neden olmaktadır.

İsrail'in katliam politikaları Yahudilerin dünya genelinde nasıl algılanacağına dair oldukça kötü ve köklü bir değişimin zeminini hazırlamıştır.

"DEĞİŞMESİ GEREKEN REJİM İSRAİL'DEDİR"

Daha önce de ifade edildiği gibi dünya Yahudilerinin İsrail'in bu halinin sürdürülemez olduğunu ve Yahudiliğe zarar verdiğini görmesi ve bunu insanlığa ilan etmesi gerekmektedir. Bize göre İsrail antisemitizmi üreten yeni bir araç haline gelmiştir ve bu sapkınlıktan arındırılması dünya Yahudiliği için de oldukça önemli ve kaçınılmazdır.

Artık İsrail'in Netanyahu'ya mahkum ve mecbur olmadığının, Netanyahu'nun politika ve yaklaşımlarının Yahudiliği temsil etmediğinin yüksek sesle haykırılması zamanı gelmiştir. Orta Doğu'da bir rejim değişecekse bu İsrail olmalıdır.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın kendi ülkesi dahil birçok ülkedeki savaş karşıtı protestoları dikkate alarak Netanyahu'yu ve İsrail'i sınırlandırması zorunluluk halini almıştır. "Savaşları bitireceğim" diyerek iktidara gelen Trump, bu savaşla kapanmayacak bir yara ve tamiri zor bir yıkım meydana getirmiştir.

"SAHTE ZAFER İLANIYLA SAVAŞI BİTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR"

Trump, 340 milyonluk Amerika Birleşik Devletleri'ni 10 milyonluk İsrail'in kan emici Başbakanı Netanyahu'nun kuyruğuna takmış ve tüm bölgeyi felakete sürüklemiştir. Şimdi de savaşı sahte bir zafer ilanıyla bitirmenin arayışı içindedir.

Böyle bir Amerika'nın büyük Amerika olamayacağı açıktır. Böyle bir Amerika'nın dünya barışı, düzeni, istikrarı ve refahı vadetmediği ortadadır.

Ortaya çıkan bu çarpık düzenin sahiplerinin yaşattıklarını bir gün mutlaka kendilerinin de yaşayacakları beklenen bir durumdur.

"ZAMAN İRAN HALKININ YANINDA DURMA ZAMANIDIR"

Tüm bu cüretkar ve hesapsız saldırılar sürerken Türkiye olarak ayağımızı sağlam Anadolu'ya bastığımızı, gözümüzün ve kulağımızın ise Tebriz'de, Urumiye'de, Hemedan'da, Kerkük'te, Musul'da ve Erbil'de olduğunu dost, düşman bilmelidir.

Bizim için sadece bir komşu değil, din ve dil kardeşlerimizin ülkesidir. Tuğrul Bey'in Selçuklusu, Uzun Hasan'ın Akkoyunlusu, Nadir Şah'ın Afşarlısı, Şah İsmail'in Safevisi, İran bizim için Halaç'tır, Türkmen'dir, Kaşkay'dır.

Türk'üyle, Fars'ıyla, Kürt'üyle ve Arap'ıyla kardeştir. Zaman, geçmişte yapılan yanlışlıkları, komşuluk ve kardeşlik hukukuna uymayan davranışları ve kendi içindeki hak mahrumiyetlerini bir kenara bırakıp bu ahlaksız saldırı karşısında haktan ve hukuktan yana olmak ve Siyonist zalimliğe karşı İran halkının yanında durma zamanıdır.

"TÜRK MİLLETİ HER ZAMAN ZALİME KARŞI MAZLUMUN YANINDA OLMUŞTUR"

Çocukları öldüren, Gazze'yi on binlerce bombayla ve füzeyle yok eden, Kudüs'te mukaddeslere el süren, Lübnan'ı tarumar eden ve İslam ülkelerini birbirine düşüren bu şer ve fesat ittifakının karşısında durmak için insan olmak yeterlidir.

Kaldı ki Türk milleti her zaman zalime karşı mazlumun yanında olmuştur. Savaşın uzamaması ve bir an önce ateşkesin sağlanması şüphesiz ki dünyanın geleceği için acil bir ihtiyaçtır.

Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki savaşın yaygınlaşması petrol, doğalgaz ve bunların türev ürünleriyle gıda fiyatlarında artışa, Körfez'deki Arap coğrafyasından göçe, Lübnan'da geri döndürülemez bir yıkıma ve mahvolmaya, Kızıldeniz'de çatışmaya ve Babülmendep Boğazı'nın kapanmasına, Irak'ın yeni bir belirsizlik ve çatışma sürecine girmesine, İsrail'in tüm dünyadaki Yahudilerin hayatını riske atmasına ve Yahudi karşıtlığının yükselmesine ve radikalizmin köklerinin güçlenmesine sebep olacaktır.

Bunun için diyorum ki dünya haksız ve hukuksuz saldırganlığın bedelinin ödenmediği bir yer olarak kalmamalıdır. Bebek, çocuk, kadın ve yaşlı demeden yapılan katliamların cezasız kaldığı bir dünya olmamalıdır.

Dünya, rafinerilerin, gaz yataklarının, petrol üretim sahalarının ve elektrik santrallerinin vurulup çevre felaketlerine yol açanların serbestçe dolaşabildiği bir yere dönüşmemelidir.

İnsan hak ve hürriyetlerine, emeğe, alın terine, gözyaşına, adalet ve eşitlik arayışına sırt çevirenlerin insafına asla terk edilmemelidir.

"DÜNYA, TÜRKİYE'NİN ÇABALARINA SES VERMELİ"

Dünya, Türkiye'nin samimiyetle yürüttüğü diplomatik çabalara ses vermeli ve savaşa karşı ortak bir tavır geliştirme basiretini göstermelidir.

Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak milletimizin huzur ve refahını, sağlam ve egemenlik haklarımızı koruma sorumluluğumuzla birlikte İslam toplumlarına, Türk dünyasına ve bütün insanlığa adalet, ahlak ve akıl üçgeninde şekillenecek, ihmal edemeyeceğimiz sorumluluklarımız vardır.

Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi