Dolar
7.669
0.0874%
Euro
8.9775
-0.0122%
Altın
1900
-0.0105%
Borsa
1096.16
0.8399%
G. Altın
468.547
0.0341%
Bitcoin
80841.84
-0.6083%
20ºC
İstanbul
Açık 20 C
    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır

    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır

    Sıra dışı öyküler kaleme alan Semih Erelvanlı ile ilk romanı “Külleri”ni konuştuk…
    • Özel İçerik
    • 17.11.2018 - 16:05

    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır #1

    Semih Erelvanlı, öykülerinin yanında İran Yeni Sineması üzerine denemelerini de bir kitapta toplamıştı. Şimdi yeni romanı “Külleri” ile karşımızda. Semih Bey ile yeni romanını, öykülerini, kendisini etkileyen yazarları ilgilileri için konuştuk…

    ROMAN YAZMA FİKRİNE UZUN SÜRE MESAFELİ KALDIM


    - Sizi sıra dışı öykülerinizden biliyoruz. Peki, kimdir Semih Erelvanlı?

    İzmir’de doğdum. Bornova Anadolu Lisesi Almanca bölümünden mezun oldum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde lisansımı, Texas A&M University’de yüksek lisansımı tamamladım. Yayımlanmış iki öykü kitabım bulunuyor: Bebek Arabasında Ayvalar ve Tahtakuruları’nın Evreni. İran Yeni Sineması üzerine denemelerimi ise İki Bacaklı At ya da Dört Bacaklı İnsan’da bir araya getirdim. Denize duyduğum özlemle uzun zamandır Ankara’da yaşıyorum.

    - İlk romanınızla karşımızdasınız. Öyküden romana geçişinizden bahsedelim mi?

    Benim için hiç kolay bir karar değildi bu. Çünkü her zaman, öyküyle karşılaştırdığımda, romanın gevezeliğe düşmeye çok daha yatkın olduğunu düşünmüşümdür. Bu nedenle roman yazma fikrine uzun süre mesafeli kaldım. Ta ki anlatmak istediğim kimi karakterlerin ve olayların öykünün sunduğu zemine sığmadığını kabulleninceye kadar.

    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır #2

    SANATÇI HAYATA KARŞI SORUMLULUK TAŞIYACAKSA BU, TOPLUMU UYARMAK OLMALI


    - Kitabınızın adı Külleri. Bir hikâyesi var mı? Neden Külleri oldu adı?

    Romandaki olayların geçtiği zamanda nüfus o kadar çok artmıştır ki, yalnızca ultra zenginler öldükten sonra toprağa gömülebilmektedir. Geriye kalan çoğunluksa ya Tuzlu Göl Mezarlığı’na atılmaktadır ya da krematoryumda yakılmaktadır. İnsanın somut bir tabut arama arzusunun bitmeyeceğini varsayarsak, böyle bir çağda ölülerin külleri portatif nesneler, diyelim ki cam şişeler içinde korunacaktır. Haliyle o şişeler evde, işyerinde saklanabilir; dilendiği zaman oradan oraya götürülebilir. Bu da ölülerle dirilerin hep bir arada bulunmasını sağlayacaktır. Külleri ayrıca romanda başka anlamlarla da birleşiyor ki bunlar da okuyucunun sezgisine kalsın isterim.

    - Kitabınızdan genel olarak bahsedelim desek, birkaç cümle ile nasıl tanımlarsınız Külleri’ni?

    Külleri, dünyanın Kuzeybatı Birliği ve Güneydoğu Federasyonu olarak ikiye ayrıldığı bir dönemdeki olayları anlatıyor. Bu iki kutup arasında, 2059 yılında yirmi dört saat süren Üçüncü Savaş yaşanmıştır. Sonrasında, pek çok ülke gibi Jilmaya’da da hükümet gereksiz ve verimsiz gördüğü nüfusu azaltmak için kendi halkına karşı gizli bir soykırım uygulamaya koyulur. Zamanla bu gerçeğin farkına varan idealist insanlar, bunu farklı yollarla önlemeye çalışır, ancak başarısız kalırlar. 2068 yılına gelindiğindeyse bir protesto yöntemi olarak intihara başvururlar. Fakat hükümet, Zihin Tarayıcı Sistem sayesinde herkesin aklından geçeni okuyabildiği için bu planlardan haberdar olur. İtibarının zedelenmemesi için de keskin nişancılarını devreye sokar ve intihar edecek olanları öldürmeye başlar.

    - Geçmişte ya da günümüzde değil de, olaylar gelecekte geçiyor. Neden böyle bir yol izlediniz?

    Dünden devralarak bugüne getirdiğimiz sorunların gelecekte artık dayanılmaz bir boyuta ulaşacağını söylemek, büyük bir kehanet olmasa gerek. Herhangi bir insandan farksız olarak, sanatçı hayata karşı sorumluluk taşıyacaksa bu, toplumu uyarmak olmalı: Çevre kirliliği artık geri dönüşün olanaksızlaştığı bir noktaya ulaşmak üzere. Zengin ile yoksul arasında hem yaşam standartlarında hem temel insani haklarda oluşan uçurum derinleşiyor. Dünya nüfusu gittikçe çığırından çıkıyor, politik kutuplaşma iyice keskinleşiyor. Ve bütün bunlar yeni bir küresel savaş tehlikesini tetikliyor.

    Külleri’nin temel önermelerinden biri işte bu noktada devreye giriyor: Eğer bugün kolektif biçimde önlemlerimizi almazsak, bu ve benzeri sorunlar katmerlenerek çok yakında insanlığı mahvedecek.

    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır #3

    BENCE SANATSAL BİR YAPIT ÜRETMEKTEN DAHA ANLAMLISI, DEĞERLİSİ YOKTUR


    - Romanınızda insanlar ısınmak için buldukları her şeyi yakıyorlar. Haliyle neredeyse hiç kitap da kalmıyor. Hiç kitabın olmadığı bir hayat nasıl olurdu sizce?

    Evet, romanda yaşanan Üçüncü Savaş’ta enerji santralları büyük ölçüde harap olmuş, insanlar ne bulurlarsa yakmışlardır. Yine de teknoloji çökmedikçe kitap varlığını sürdürecektir. Yalnızca basılı olan ortadan kalkabilir. Böyle bir durumda ne eksilecektir diye düşünürsek, yanıt herhalde kâğıdın o baş döndüren kokusu, sayfalardaki kelimeleri okşama hissi, kapağa dökülen bir kahve lekesinin hatırası olacaktır.

    - Bir bölümde kahramanınız Kırmızı Pazartesi romanının sayfalarına sorularını yazıyor. Sorulardan biri ilgimi çekti ve size de sormak istiyorum. Ama önce şunu sormalıyım: Seçtiğiniz kitap neden Kırmızı Pazartesi?

    Kırmızı Pazartesi’de ana karakter Santiago Nasar’ın öldürüleceğini kendi hariç herkes bilmektedir. Ancak kimse bu cinayeti önlemeye kalkışmaz. Benzer şekilde, bütün insanlık dünyanın geleceğinin yok edildiğini biliyor, fakat bir araya gelip bu büyük trajediyi engellemeye çalışmıyor.

    - Seçtiğim soruya gelelim: Dünyaya kalıcı bir isim bırakmanın etkili yolu sizce nedir?

    Bence sanatsal bir yapıt üretmekten daha anlamlısı, değerlisi yoktur. Homeros’un İlyada’sı, Picasso’nun Guernica’sı, Gaudi’nin Sagrada Familia’sı, Angelopoulos’un Sonsuzluk ve Bir Gün’ü…

    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır #4

    BU ARALAR ROMAN BİR ADIM ÖNDE


    - Öykü yazarken hangi kaynaklardan besleniyordunuz? Yaşadıklarınız mı yoksa okuduklarınız, gözlemledikleriniz mi etkiliyor sizi?

    En çok, okuduğum edebiyat metinlerinden ve izlediğim sinema filmlerinden beslendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca psikoloji ve felsefe okumalarımın da bana katkı sağladığına inanıyorum. Ve elbette seyahat, elbette düş gücü, elbette hayatın kendisi…

    - Hangisini yazmak daha keyifliydi? Roman yazarak mı devam etmeyi düşünüyorsunuz? Yoksa öyküler de olacak mı?

    Romanda kurgunun daha ön planda olması, yazara “tanrısal” bir güç veriyor. Diğer taraftan daha fazla yoğunluk taşıdığı, bir kez okunup tüketilemediği için öyküden vazgeçmem olanaksız. Ancak bu aralar roman bir adım önde. Bugünlerde Külleri’ne göndermeleri bulunan bir romanın sonunda, bir diğerininse ortasındayım.

    - Yazarken siz ne kadar içindesiniz olayların?

    Gerek öykü, gerekse roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşırlar. Öyle ki çoğu zaman yakın çevremle onların dedikodusunu yaparken, onların hallerine gülerken veya üzülürken buluyorum kendimi.

    - İran sineması üzerine de yazılar kaleme aldınız. Neden özellikle İran sineması?

    Bu sinemanın sanatsal ve çoğulcu yönünü çok önemsiyorum. Kiyarüstemi’deki minimalizm ve biçimcilik, Samira Mahmalbaf’taki uç noktalara taşınan, kalbimizde kasırgalar kopartan trajedi, Farhadi’deki son sahneye kadar diri tutulan merak unsuru, Majidi’deki karakterleri ve izleyicileri peşine takan nesneler…

    Ayrıca onun samimi, kurmaca hissi vermeyen, yalın, metaforları güçlü ve hüznü çok olan dilini kendi öykü dilime yakın buluyorum.

    Semih Erelvanlı: Öykü ve roman karakterlerim hep benimle birlikte dolaşır #5

    GÖZÜMÜ KAMAŞTIRAN O KADAR ÇOK YAZAR VAR Kİ…


    - Hangi tür kitapları okumayı seviyorsunuz?

    Söz konusu olan edebiyatsa, türün değil de metin tercihlerinin daha çok dikkate alınması gerektiği kanısındayım. Edebiyat tadı yüksek, heyecan verici bir kurguya sahip olan, ilk cümlesinden sonuna alıp götüren metinleri okumayı seviyorum. Bu nedenle örneğin bilimkurgu veya polisiye yapıtları kategorik olarak küçümseyenleri anlamakta zorlanıyorum.

    - Favori yazarlarınız kimler?

    Gözümü kamaştıran o kadar çok yazar var ki…  Sait Faik, Sevim Burak, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Erdal Öz, Füruzan, Hasan Ali Toptaş, Burhan Sönmez, Dostoyevski, Márquez, Borges, Kafka, Virginia Woolf, Knut Hamsun, Yukio Mishima, Hemingway, Peter Handke, Thomas Bernhard, Khaled Hosseini, Zadie Smith, Sadık Hidayet…

    - Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz? Okurlarımıza önerir misiniz?

    Bugünlerde bitirdiğim ve etkilendiğim iki kitap var. Biri Erlend Loe’nin Doppler,diğeri Faruk Duman’ın Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur romanı. İkisinin de çoğu okura keyif vereceğine inanıyorum.

    Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

    Semih Erelvanlı: Ben teşekkür ederim...

    *

    Damla Karakuş

    damla.karakus@ensonhaber.com

    Instagram: biyografivekitap

    İlginizi Çekebilir

    Görüş Bildir