- Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin 2026 yılı ekonomik hedeflerini belirlediği toplantıda enflasyon, büyüme ve istihdam gibi alanlarda daha sağlıklı bir yapıya doğru ilerlediklerini açıkladı.
- 2026 yılında yeni bir yapılandırma olmadığını ve emeklilikte staj konusunun gündemde olmadığını belirterek, sosyal destek sistemi üzerine çalışmalar yapıldığını vurguladı.
- Büyüme-enflasyon ilişkisinin yanlış yorumlandığını savunan Yılmaz, beklentiler ile doğru iletişimin ekonomik denge ve istikrar için önemli olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2025 yılını değerlendirdiği ve 2026 hedeflerini ortaya koyduğu toplantıda, “Uyguladığımız ekonomi programının sonuçlarını kademeli ama net bir şekilde almaya başladık. Enflasyondan büyümeye, cari dengeden istihdama kadar pek çok alanda daha sağlıklı ve dengeli bir yapıya doğru ilerliyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, toplantıda yaptığı değerlendirmede, 2026 yılında yeni bir yapılandırma öngörülmediğini ve “emeklilikte stajın sayılması” konusunun gündemlerinde yer almadığını açıkladı.
Yılmaz, sosyal destek sistemine yönelik yeni bir hazırlık içinde olduklarını vurgulayarak, bu açıklamasıyla en düşük emekli maaşına ilişkin yeni bir düzenlemenin sinyalini verdi.
TÜRKİYE, KÜRESEL ORTALAMANIN ÜZERİNDE BÜYÜDÜ
Yılmaz, uzun dönemli büyüme performansına dikkat çekerek Türkiye ekonomisinin küresel ortalamaların üzerinde seyrettiğini şu ifadelerle vurguladı:
2003-2024 döneminde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5,4 oranında büyüdü. Bu oran, küresel büyüme ortalaması olan yüzde 3,5’in yaklaşık 1,9 puan üzerinde. Aynı dönemde milli gelirimiz 2002’ye göre reel olarak 3,2 katına ulaştı.
"MİLLİ GELİR 1,5 TRİLYON DOLARI AŞIYOR"
Sunumda 2025 ve 2026’ya ilişkin gelir projeksiyonları da paylaşıldı. Kişi başına gelirde AB ortalamasına yakınsama vurgusu öne çıktı.
Cevdet Yılmaz, kişi başına düşen milli gelirle ilgili olarak, “2025 yılı itibarıyla milli gelirimizin 1,5 trilyon doları, kişi başına gelirimizin ise 17 bin doları aşmasını bekliyoruz. Avrupa Birliği ortalamasına yakınsama oranımız 2002’de yüzde 38,2 iken, 2024’te yüzde 72 seviyesine çıktı.” dedi.

"ENFLASYONDA BELİRGİN GERİLEME"
Yılmaz, dezenflasyon sürecinin net şekilde başladığını belirterek son aylardaki düşüşe şöyle dikkat çekti:
2024 Mayıs ayından bu yana yıllık enflasyonda toplam 44,6 puanlık bir düşüş sağlandı. Temel mallarda 41,8 puan, gıdada 38,8 puan, hizmetlerde ise 51,9 puanlık gerileme görüyoruz. Bu tablo, uygulanan politikaların çalıştığını gösteriyor.

ENFLASYON BEKLENTİLERİ DE DÜŞÜYOR
Sadece gerçekleşen enflasyonda değil, beklentilerde de iyileşme olduğuna işaret eden Yılmaz, bu durumun kalıcı dezenflasyon için kritik olduğunu söyledi:
12 ay sonrası enflasyon beklentileri piyasa katılımcılarında 3,7 puan, reel sektörde 12,8 puan, hanehalkında ise 12,2 puan geriledi. Beklentilerdeki bu iyileşme, fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi açısından son derece önemli.

BÜYÜMEDE DENGELENME DÖNEMİ
Ekonomide kontrollü iç talep ve ihracat odaklı büyüme modelinin sürdürüleceğini belirten Yılmaz, daha dengeli bir yapının hedeflendiğini ifade etti:
Büyümeyi yavaşlatmak değil, daha dengeli ve sürdürülebilir hale getirmek istiyoruz. İç talep kontrollü seyrederken, yatırım ve ihracatın büyümeye katkısının artmasını hedefliyoruz.
İHRACATTA TARİHİ REKOR
Zayıf küresel talebe rağmen ihracatta tarihi seviyelere ulaşıldığını belirten Yılmaz, hizmet ihracatına da dikkat çekti:
2025 yılında ihracatımız 273,4 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Hizmet ihracatı ve turizm gelirlerinin ise toplamda 123 milyar dolara çıkmasını öngörüyoruz.

CARİ DENGEDE KALICI İYİLEŞME
Cari açığın sürdürülebilir seviyelere çekildiğini vurgulayan Yılmaz, enerji ithalatı ve turizmin etkisini öne çıkardı:
Cari açığın milli gelire oranının 2025’te yüzde 1,4 civarında gerçekleşmesini bekliyoruz. Enerji ithalatındaki düşüş, güçlü turizm gelirleri ve ihracat performansı cari dengede kalıcı bir iyileşme sağladı.
İŞSİZLİK TEK HANEDE KALIYOR
İş gücü piyasasındaki güçlü görünümün sürdüğünü belirten Cevdet Yılmaz, istihdam artışına dikkat çekti:
İşsizlik oranı yüzde 8,5 seviyesinde tek haneli seyrini sürdürüyor. İstihdamımız 2025 itibarıyla 32,5 milyonun üzerine çıktı. Üretim ve istihdam odaklı yaklaşımımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

BÜTÇE DİSİPLİNİ KORUNUYOR
Kamu maliyesinde disiplinin temel önceliklerden biri olduğunu vurgulayan Yılmaz, bütçe açığına ilişkin beklentileri paylaştı:
2025 yılı için bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3’ün altında gerçekleşmesini bekliyoruz. Deprem harcamaları hariç tutulduğunda bütçe açığı uzun dönem ortalaması olan yüzde 2,6 seviyesinde seyrediyor.
KAMU BORCU AB KRİTERLERİNİN ALTINDA
Türkiye’nin borç göstergelerinde güçlü konumda olduğunu ifade eden Yılmaz, Maastricht kriterine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranı yüzde 24,5 seviyesinde. Bu oran, Maastricht kriteri olan yüzde 60’ın oldukça altında.”

REZERVLER VE FİNANSAL İSTİKRAR
Finansal istikrara ilişkin göstergelerin de olumlu seyrettiğini belirten Yılmaz, rezervlerdeki artışı vurgulayarak, “26 Aralık haftası itibarıyla brüt rezervlerimiz 194 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi ise 2018’den bu yana en düşük seviyelere geriledi.” dedi.
2026 YILI HEDEFLERİ NETLEŞTİ
Sunumun sonunda 2026 yılına ilişkin temel makroekonomik hedefler şöyle paylaşıldı:
2026 yılında yüzde 3,8 reel büyüme, 1,7 trilyon dolara yaklaşan milli gelir, 19 bin dolar kişi başına gelir, 410 milyar dolar mal ve hizmet ihracatı, 68 milyar dolar turizm geliri, 700 binin üzerinde ilave istihdam ve yüzde 20’nin altında enflasyon hedefliyoruz.

SORU VE CEVAPLAR
FAİZLER DÜŞERSE TL’DEN ÇIKIŞ OLUR MU?
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, faiz indirimi-kur ilişkisine dair tartışmaların nominal değil reel faiz üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı:
Burada kritik olan nominal faiz değil, reel faiztir. Enflasyon düşerken faizlerin de düşmesi, TL’den çıkış anlamına gelmez. Sağlıklı bir dezenflasyon sürecinde faizler de aşağı geliyorsa, bu dolara ya da altına yönelimi tetiklemez. O nedenle tek başına faize bakmak yanıltıcı olur; reel faize bakmak gerekir.
KIYMETLİ MADEN TAKİP SİSTEMİ: KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK YOK
Altın ve kıymetli maden işlemlerine ilişkin yeni düzenlemelerle ilgili değerlendirme yapan Yılmaz, sistemin özünde bir değişiklik olmadığını belirtti.
“Burada köklü bir değişiklik yok. Sadece parasal işlemlerin bankacılık sistemi üzerinden yapılmasını öngören, kayıtlılığı artırmaya dönük bir düzenleme söz konusu. Fiyatlar ya da piyasa dengeleri üzerinde farklı etkiler beklemiyoruz.”

KREDİ NOTLARINDA İYİLEŞME BEKLENTİSİ
Yılmaz, kredi derecelendirme kuruluşlarının yeni yıl değerlendirmelerine ilişkin beklentilerini de paylaştı.
“Türkiye’nin risk göstergelerinde, cari açığında, bütçe performansında ve rezervlerinde ciddi iyileşmeler var. Bunların doğal olarak kredi değerlendirmelerine de olumlu yansımasını bekliyoruz.”
STOPAJ DÜZENLEMESİ GÜNDEMDE Mİ?
Stopaj oranlarına ilişkin soruya net yanıt veren Yılmaz, şu aşamada bir değişiklik olmadığını söyledi.
“Stopajla ilgili alınmış bir karar ya da gündemde olan bir düzenleme yok.”
ENFLASYON HEDEFİ VE OVP’DE GÜNCELLEME OLACAK MI?
Orta Vadeli Program hedeflerine ilişkin soruları yanıtlayan Yılmaz, hedeflerin geçerliliğini koruduğunu ifade etti.
“OVP’de 2026 için hedef yüzde 16 ve bu hedef bir bantla ifade ediliyor. Pratikte bizim hedefimiz yüzde 20’nin altıdır. Şu aşamada bir güncelleme ihtiyacı görmüyoruz. Ocak ve izleyen aylardaki eğilimler süreci daha net gösterecek.”

ENFLASYON NEDEN DAHA HIZLI DÜŞMEDİ?
Yılmaz, enflasyondaki düşüşün neden kademeli ilerlediğini tarım ve hizmet sektörleri üzerinden açıkladı.
“Tarımda yaşanan don ve kuraklık ile kira ve eğitim gibi hizmet kalemleri süreci yavaşlattı. Tarımsal etkiler olmasaydı bugün çok daha düşük enflasyon konuşuyor olurduk.”
"Şimdi enflasyonla mücadelede 45 puana yakın bir düşüş söz konusu, ama tam arzu ettiğimiz yerde miyiz? Az önce de söyledim, tabii ki 20’li rakamları hedefliyorduk biz ama, 30’un bir miktar üzerinde kaldık. Ama onun da en önemli sebebi, tarım sektöründe yaşadıklarımız. Tarımsal etki olmasa muhtemelen bugün çok daha olumlu bir rakamı konuşuyor olacaktık.
Bir de bu hizmet sektörlerinde eğitim ve kira başta olmak üzere yaşadıklarımız.
Eğitimle ilgili şunu söylemek isterim: Ekonomik, bir de sosyal tarafına bakmamız lazım. Özel okullarda büyük bir artış oldu, bu toplumun yüzde 10'unu ilgilendiriyor, yani yüzde 90 devletin biliyorsunuz parasız eğitim okulları var, imkanları var üniversitelerimiz dahil olmak üzere. Dünyada çok fazla böyle ülke de yok onu da söyleyeyim, üniversite dahil parasız olan, ders kitaplarını masaya koyan çok fazla ülke yok, Türkiye'de parasız. Yüzde 90 nüfusumuz bu parasız sistemi kullanıyor, dolayısıyla eğitimdeki enflasyon dediğimizde toplumun yüzde 10’unu aslında ilgilendiren bir konu, ama manşet enflasyonu yukarıya çekiyor tabii.
Diğer taraftan esas tabii kira gibi enflasyona önemli etkiler yapan kalemler var. Orada daha geniş bir kesimi ilgilendiriyor, yüzde 27, toplumun yüzde 27’si kirada, yüzde 57 ev sahibi, yüzde 15 bir şekilde kira ödemeden evde oturan, işte annesinin, babasının, yakının vesaire, bir şekilde kira ödemeyen yüzde 15 nüfus var ve kiracı yüzde 27. Dolayısıyla özellikle metropollerde bu konu daha ciddi bir mesele. Bu kirada bir geçmişte limit konmuştu biliyorsunuz, o limitin telafi edildiği bir süreç de yaşadık bir miktar, şu anda o artık telafi mekanizması geride kaldı diyebiliriz. Önümüzdeki perspektifte daha olumlu bir beklentimiz var, bu konut arzıyla da birlikte, sosyal konutla birlikte orada da daha olumlu bir perspektifimiz var.
TÜİK'in açıkladığı son rakama baktığımızda, bir önceki yıla göre ev sahipliğinin bir puan arttığını görüyoruz, yani kiracı oranının bir puan azaldığını, 28'di 2023 için, 2024'de 27'ye düştü kiracı oranı. Muhtemelen bu deprem konutlarının tamamlanıp devreye girmesiyle bağlantılı. Önümüzdeki süreçte yine konut arzıyla birlikte daha olumlu bir perspektif bekliyoruz.
Ha çok daha hızlı enflasyon düşürülemez mi? Büyümeyi, istihdamı, diğer sosyal dengeleri gözden çıkarıp sadece ve sadece hızla enflasyonu düşürelim derseniz, tabii ki bu mümkün. Ama bunun doğuracağı büyük sosyal ve ekonomik maliyetler var. Dolayısıyla biz bu süreci hem ekonomik, sosyal etkileriyle birlikte ele alıyoruz ve kademeli bir şekilde bir düşüş trendi içinde enflasyon. Geldiğimiz nokta önemli bir nokta diye inanıyorum. 2025’te yaşadığımız birtakım olumsuz koşulların ortadan kalkması, hizmet enflasyondaki katılıkların kırılması, beklentilerdeki iyileşme süreci 2026 hedeflerimizi gerçekçi hale getiriyor diye düşünüyorum.
Diğer taraftan bu enflasyonla ilgili olarak niye daha hızlı gitme diye bir cevap da şu olabilir: Şirketler de, hane halkları da özellikle hassas kesimler bu işlerden daha az etkilenerek bunu başarmak için böyle bir tasarım yaptığımız ifade edebiliriz."

KİRA VE EĞİTİM ENFLASYONU
Hizmet enflasyonundaki katılıklara değinen Yılmaz, özellikle kira kaleminin etkisine dikkat çekti.
“Toplumun yüzde 27’si kiracı. Özellikle büyük şehirlerde kira enflasyonu önemli bir sorun. Konut arzı ve sosyal konut projeleriyle bu alanda daha olumlu bir sürece gireceğimizi öngörüyoruz.”
EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI: SOSYAL POLİTİKA VURGUSU
En düşük emekli aylığına ilişkin düzenlemenin, sosyal politika boyutu olduğuna dikkat çekildi.
“En düşük emekli aylığı sosyal güvenlik sisteminin değil, sosyal politikanın bir konusudur. Bu nedenle kanuni düzenleme gerektirir. Bir düzenleme yapılacak ancak bütçe dengeleri gözetilerek, makul bir seviyede olacak.
Emekli aylığı konusu, biliyorsunuz bu artışlar aslında kural bazlı yapılıyor. Hem SSK için hem Emekli Sandığı için kural bazlı artışlar kendiliğinden gerçekleşiyor, orada bir kanuni düzenleme yapma ihtiyacımız yok, kanunlarımız zaten nasıl yapılacağını tarif etmiş. Dolayısıyla kendiliğinden bir hesaplamayla otomatik olarak tabiri caizse orada artışlar oluyor. Tartışma konusu olan en düşük emekli aylığı dediğimiz mesele. Aslında sosyal güvenlik sistemlerinde en düşük emeklilik diye bir kavram olmaz. Bu biraz bizim sistemimize özgü bir durum. 2018’de Meclisimiz bir kanunla bunu getirdi. Bu biraz sosyal politika aslında, yani sosyal güvenlik sistemi politikasından ziyade biz sosyal politika olarak devreye girmiş bir mekanizma. Dolayısıyla bu kanun gerektiriyor. Otomatik bir sistem değil, bir kanuni düzenlemeyle ancak burada bir değişikliğe gidebiliyorsunuz.
Diğeri prime dayalı bir sistem, kurala dayalı bir artış, orada bir tartışma yok zaten. Esas tartışma bu asgari ne kadar olsun meselesi. Bu bir sosyal boyutu olan bir mesele dediğim gibi. Burada hiçbir şey yapmazsanız, düzenleme yapmazsanız kök ücret dediğimiz ücretler var, yani prime dayalı belirlenmiş ücret demek kök ücret. Onda enflasyon kadar artışlar oluyor. Asgari verilen emekliyi aşmazsa orada enflasyonla gelen artış, bu durumda o emeklilerimiz hiç artış alamamış duruma düşebiliyorlar. Dolayısıyla bunu ortadan kaldırmak için bir kanuni düzenleme yapma kararımız var. Bu konuda dediğiniz gibi hükümet olarak da meclis grubu olarak da çalışma yürütüyoruz. Çeşitli toplantılar da yaptık.
Biz hükümet olarak ne yapıyoruz? Burada takdir Meclis'in elbette, bizim yaptığımız bu işin etki analizini ortaya koymak, işte kaç kişi ne yapılırsa kaç kişi etkilenir, bütçeye etkisi ne olur, bütçe içindeki tavanlarımız, imkanlarımız nelerdir bunları değerlendirme noktasında Hazine Maliye Bakanlığımız, Çalışma Bakanlığımızla birlikte bu değerlendirmeleri yapmış durumdayız ve Meclis grubumuzla paylaşmış durumdayız. Dolayısıyla bundan sonraki süre Meclis grubundan takip etmenizde fayda var diye düşünüyorum. Burada bir düzenleme yapılacağını ifade edebilirim ancak bu düzenleme bütçe imkanlarımız çerçevesinde, bütçelerimiz dengelerimiz gözetilerek elbette yapılacak bir düzenleme olacak ve makul bir seviyede emeklilerimizi hiçbir şekilde onlara duyarsız kalmadan ama bütçe dengelerimizi de hiçbir şekilde bozmadan, buna zarar vermeden bir optimum noktada bir karar oluşmasını bekliyoruz. Bu sonuçta Meclisimizin yapacağı bir düzenleme. Grup Başkanımız Abdullah Güler Bey'in kısa bir süre içinde bir paket olarak herhalde bunu açıklayacak bir maddesi de olacak ama bu biliyorsunuz çeşitli kanunlarda değişiklik yapılan düzenlemelerle oluyor genelde bu tür kararın düzenlemeleri. Sayın Başkanımız, Grup Başkanımız bunu sizlerle bu hazırlığını tamamladığı zaman paylaşacaktır, onu beklememizde fayda var diye düşünüyorum."
SSK, BAĞ-KUR VE MEMUR EMEKLİLERİ ARASINDAKİ FARK
Yılmaz, emekli maaşları arasındaki farkların dönemsel olduğunu belirtti.
“Yılın tamamına bakıldığında daha dengeli bir yapı oluşuyor. Sadece yılbaşına bakarak değerlendirme yapmak doğru değil.”…
Emekli Sandığı ve SSK dediğimiz gibi yılbaşında SSK enflasyon farkı kadar alıyor. Emekli Sandığı toplu sözleşme ve enflasyon farkı almış oluyor. Yıl ortasında ise dolayısıyla yılbaşında emekli sandığı daha yüksek oluyor genelde. SSK artışı enflasyon oranında oluyor. Emekli Sandığı bir miktar enflasyonun üstünde gerçekleşiyor. Yıl ortasında ise genellikle tersi bir tablo olabiliyor. Yani bu sefer SSK daha yüksek alıyor işte yıl ortasındaki şeylerde, Emekli Sandığı daha düşük oluyor. Yılın geneline baktığınızda daha dengeli bir yapı oluşuyor. Yani sadece bu altı ayda bir olduğu için sadece yıl başındakine bakmamak gerekir. Yıl ortasıyla birlikte yıllık etkiye bakıp oradaki dengeyi öyle görmekte fayda var.
İşin her halükarda özü prim tabii ki. Sosyal güvenlik sistemlerinde bütün dünyada ne kadar prim ödemişseniz, ne kadar uzun süreli çalışmışsanız o kadar yansıması olur. Bu asgari dediğimiz emeklilik de oradan kaynaklanıyor aslında. Yani geçmişte çok fazla prim ödeyememiş diyelim insanlarımızın sonra bir şekilde emekli olmuş, ama çok fazla bir prim ödemesi olmayınca aldığı emekli ücreti de ona göre daha düşük seviyede kalıyor. Sosyal güvenliğin özü prime dayalı sistemdir. Ama bir taraftan da sosyal politika dediğimiz bir şey var. Dolayısıyla biz asgari derken sosyal güvenlik sistemi perspektifinde yapmıyoruz. Biz sosyal politika uygulaması olarak öyle bir uygulama yapmış oluyoruz.
DESTEK SİSTEMİNDE YENİ HAZIRLIK
Bir sosyal destek sistemimizde de yeni bir hazırlığımız var. İnşallah o hazırlığı daha entegre bir sosyal destek mekanizması geliştirme, onu hayata geçirirsek belki bu tür uygulamalara hiç ihtiyaç kalmayacak. Yani daha entegre bir sosyal destek, aile odaklı bütün destek sistemlerini entegre eden yeni bir yaklaşımı hayata geçirdiğimiz zaman sosyal güvenlik üzerinden bir sosyal politika ihtiyacı da belki de kalmamış olacak. Daha odaklı bir çalışma yapma imkânımız olacak. Bugünkü sistemde bir ayrım yapamıyoruz.
"EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI ALAN HALİ VAKTİ YERİNDE İNSANLAR VAR OLABİLİR"
En düşük emekli aylığı alan insanlardan bir kısmı belki hali vakti yerinde insanlar da olabilir. Ama biz bu ayrımı yapamıyoruz. Herkese vermek zorundayız o asgari ücreti artırırken. Ama bir sosyal destek mekanizmasıyla bunu yaptığımızda gerçekten ihtiyacı olanlara odaklanmış bir destek yapmamız mümkün hale gelecek. "
BEKLENTİLER VE İLETİŞİM VURGUSU
Ekonomide beklentilerin önemine dikkat çeken Yılmaz, iletişimin kritik rol oynadığını söyledi.
“Beklentiler sabit değildir, dinamiktir. Kendini gerçekleştiren kehanet dediğimiz bir olgu var. Bu nedenle reel sektörle daha fazla iletişim kurmamız gerekiyor.”
İKLİM, SU VE BELEDİYELERİN SORUMLULUĞU
İklim krizine değinen Yılmaz, su yönetiminin hayati önemde olduğunu vurguladı.
“Türkiye su stresi altında bir ülke. Belediyelerin özellikle altyapıya yatırım yapması şart. Kayıp-kaçak oranları yüzde 50’lere varıyor. Popülist değil, sürdürülebilir yatırımlar yapılmalı.”
BES DÜZENLEMESİ VE TASARRUF POLİTİKASI
Bireysel Emeklilik Sistemi’ne yönelik desteklerin süreceği mesajı verildi.
“Devlet katkısının yüzde 20’ye düşmesi BES’in desteklenmediği anlamına gelmez. Yüzde 20 hâlâ güçlü bir teşviktir.”
BÜYÜME VE ENFLASYON BİRBİRİNE KARŞIT DEĞİL
Yılmaz, büyüme-enflasyon ilişkisinin yanlış yorumlandığını söyledi.
“Enflasyonu düşürdüğünüz ortamda büyüme de daha sağlıklı olur. Orta ve uzun vadede bu iki hedef birbiriyle çelişmez.”
DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR YÜZDE 35 ARTTI
Yatırım verilerini paylaşan Yılmaz, güven ortamına dikkat çekti.
“İlk 10 ayda 11,6 milyar dolarlık doğrudan yatırım çektik. Bu, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 35 artış demek.”
YAPISAL REFORMLAR 2026’DA HIZLANACAK
2026’nın reform yılı olacağını belirten Yılmaz, kapsamlı bir hazırlık yapıldığını söyledi.
“Türkiye Yüzyılı Reform Programı’nı hazırladık. Önümüzdeki dönemde öncelikli alanlarda güçlü adımlar atacağız.”
GIDA ARZI?
"Gıda konusu özellikle dar gelirli nüfusumuz açısından daha önemli. Çünkü harcamalarda bir ağırlıklandırma var biliyorsunuz. Daha alt gelir gruplarının harcamasında gıdanın payı nispeten daha yüksek. Dolayısıyla gıda fiyatlarının böyle bir etkisi de var. Sosyal adalet açısından da etkisi var. Biz de buna büyük önem veriyoruz. Bu sene yaşanan kuraklığa rağmen, dona rağmen olabildiğince gıda fiyatlarıyla ilgili aldığımız tedbirlerle belli bir seviyede tutmayı başardık. Önümüzdeki dönemde de bu konuda en hassas olduğumuz konulardan biri bu olacak. Bir taraftan arzı arttırma, bir taraftan arz açığı varsa hızlı bir şekilde bunu çözmeye dönük tedbirler geliştirme. Bir Gıda Komitemiz var bu alanda. Gıda Komitesinin Başkanlığını Mehmet Şimşek yapıyor, Hazine ve Maliye’nin yürüttüğü bir çalışma ama, ben de takip ediyorum o çalışmaları. Orada Merkez Bankamız da var, Ticaret Bakanlığımız da var, Tarım Bakanlığımız da var, Strateji Bütçe Başkanlığımız da, sadece ve sadece bu gıda konularına yönelik bir komite. Oradaki toplantılar da çok düzenli bir şekilde yapılıyor ve birtakım aksiyonlar alınıyor. Önümüzdeki dönemde de sulama yatırımlarının artmasından tutun, soğuk zincirin geliştirilmesine, jeotermal seracılığın desteklenmesine varıncaya kadar birçok başlıkta gıda konusundaki çalışmalarımızı sürdüreceğiz."
VERGİ YAPILANDIRMASI OLACAK MI?
"Bu konu gündemimizde yok. Düzenli ödeme alışkanlığının toplumumuza yerleşmesi gerekiyor. Bu konuda başka da bir gündemimiz yok. Ancak firma bazında zaten mekanizmalar kanunumuzda oluşmuş durumda. Yani bir firma zora düştüyse bununla ilgili gerek bankacılık sisteminde, gerek vergisel konularda, gerek prim konularında uzlaşma mekanizmaları var biliyorsunuz, yeniden yapılandırma mekanizmaları var. O mekanizmaların çalışmasının daha doğru olduğuna inanıyoruz."
KAYIT DIŞILIK?
"Bizim genel politikamız, tabii ki kayıt dışılığın azaltılması, her şeyin kayıt içinde gerçekleşmesi. Gelişmiş bir ülke olacaksak başka yolu yok. Yüzde 100 dünyanın hiçbir yerinde bu yapılamıyor, ama en alt düzeye indirmek kayıt dışılığı. Büyük oranda da bir başarı sağladık. Bir tane örnek verecek olursam, AK Parti'nin iktidara geldiği yıllarda istihdamda örneğin yüzde 50'nin üzerinde kayıt dışılık vardı. Yani çalışan 100 kişiden 50'den fazlası kayıt dışı çalışıyordu. Şimdi bu rakam 20'lere yaklaştı diye biliyorum. Son rakama belki bir bakabilirsiniz. Tam net bir rakam söyleyelim. Yüzde 26’larda istihdamda, Yüzde 50'nin üstündeydi ama bu rakam, şu anda 26,9, tarımda yüzde 80, orada yüksek. Tarım dışında 16,9'a kadar düşürmüşüz kayıt dışılığı, bu önemli bir gelişme.
Ciddi anlamda kayıt dışılığı düşürdük, ama hala mücadele etmemiz gerekiyor. Özellikle bu dijitalleşme kayıt dışılığı azaltmada da önemli bir unsur. Dolayısıyla kara parayla, bu tür konularla mücadele de mutlaka kayıtlılığı destekleyici. Kayıtlılık arttıkça da elbette vergi gelirleri artıyor. Malum kayıt dışı olunca vergiden bahsetmeniz mümkün değil. Ama kayıtlılık arttıkça, kayıt dışılık azaldıkça, ekonomi daha kayıtlı bir ekonomi haline geldikçe, kamu maliyesi de çok daha sağlam bir zeminde şekillenmiş oluyor."
ÇİN İLE TİCARET DENGESİ?
"Yatırımlarla ilgili olumlu bir tablo var. Otomotivde çeşitli projeler gündemde. Yatırım Danışma Konseyi Toplantısı yapıldı. Çin'le ticaretimizde büyük bir dengesizlik var. Dolayısıyla bu dengesizliği bir taraftan ticaret kanalıyla bir miktar telafi edilmesi lazım, ama bu yetmez. Mutlaka yatırımlarla, turizmle ve finansal akımlarla dengelenmesi lazım. Mesela Rusya ile de dengesiz bir ilişkimiz var, ama orada daha çok enerji ithal ediyoruz. Bir taraftan da milyonlarca Rus turist geliyor ülkemize. İşte hizmet alanında kazançlarımız var, yatırımlar var. Dolayısıyla o bir denge sağlıyor diğer kalemler.
Çin'in dünyadaki yaptığı yatırımlarda çok az bir payımız var. Turizmde de yine aynı şekilde. Ama son dönemde turizmde bir adım atıldı, uçak seferleri arttırıldı. Biz de işte birtakım vize kolaylıkları getirdik. Dolayısıyla orada herhalde bir hareketlenme olacak. Yatırımlarda da bir daha hareketlenme bekliyoruz doğrusu doğrusu. Nereden gelirse gelsin önemli olan yatırımın niteliği. Kaliteli yatırımları çekmek için gayretimizi sürdürüyoruz."