Tarihin en eski süs eşyalarından biri olarak bilinen Oltu Taşı, Erzurum’un Oltu ilçesinde zorlu şartlar altında gün yüzüne çıkarılıyor. Bu değerli taş, hem kültürel mirasın önemli bir parçası hem de bölge ekonomisinin temel kaynaklarından biri.
Erzurum’un simgelerinden Oltu Taşı, ustaların elinde adeta bir sanat eserine dönüşüyor.
Özel saklama koşulları gerektiren ve işlenmesi büyük ustalık isteyen bu değerli taş, heykeltıraş titizliğiyle şekillendiriliyor.
Ustalar, yumuşak yapıya sahip Oltu Taşı’nı özel olarak hazırlanmış keskin bıçaklarla yontup zımparalayarak işliyor.
Ardından tebeşir tozu ve zeytinyağı ile cilalanan taşlar parlak bir görünüme kavuşuyor.
Titizlikle yürütülen bu süreç sonunda Oltu Taşı; kolye, küpe, yüzük ve sigaralık gibi pek çok farklı takı ve aksesuar haline getiriliyor.

ŞİFA NİYETİNE KULLANILIYORDU
Köklü geçmişiyle dikkat çeken Oltu Taşı, yalnızca bir süs eşyası değil, binlerce yıllık bir kültürün izlerini taşıyor.
Erzurum’un Oltu ilçesinden çıkarılan bu değerli taşın tarihinin Bronz Çağı’na kadar uzanıyor.
Fosilleşmiş reçine ve ağaç kalıntılarından oluşan yumuşak bir linyit türü olan Oltu Taşı, çoğunlukla siyah rengiyle tanınsa da nadiren gri ve yeşilimsi tonlarda da görülebiliyor. Antik dönemlerde özellikle Roma İmparatorluğu elitleri tarafından mücevher yapımında tercih edilen taş, geçmişte tesbihlerden kutsal emanet sandıklarına kadar birçok alanda kullanıldı.
Tarihi kaynaklara göre 17. yüzyılda Oltu Taşı’nın tozu, hekimler tarafından şifa amacıyla da değerlendirildi. Taşın en parlak dönemi ise 19. yüzyılda yaşandı. Kraliçe Victoria’nın eşi Prens Albert’in vefatının ardından yas sürecinde sürekli Oltu Taşı takılar kullanması, bu özel taşın Avrupa’da moda haline gelmesine yol açtı.

TOPRAKTAN ÇIKIYOR, USTALARIN ELİNDE DEĞERLENİYOR
İnce damarlar halinde bulunduğu için sınırlı miktarda çıkarılabilen bu taş, topraktan çıkarıldığı anda yumuşak yapısıyla ustalara kolaylık sağlarken, hava ile temas ettiğinde hızla sertleşerek dayanıklı bir forma kavuşuyor.
Uzmanlık ve sabır gerektiren üretim sürecinde taşın nemli kalması büyük önem taşıyor. Bu nedenle galeriden çıkarılan Oltu Taşı, cilalama aşamasına kadar kontrollü ortamlarda muhafaza ediliyor. Küçük atölyelere ulaştırılan taşlar, ustalar tarafından tasarımlarına göre ayrılıyor ve el çarklarında titizlikle işleniyor. İşlenmeyen parçalar ise özelliklerini koruması için yeniden toprağa gömülerek saklanıyor.
Oltu Taşı denildiğinde ilk akla gelen ürünlerin başında ise tesbihler geliyor. Türkiye sınırlarını aşan ünüyle dikkat çeken bu tesbihler, kullanıldıkça parlaklığını artırmasıyla biliniyor. 33’lük ve 99’luk olarak sınıflandırılan tesbihler, işçilik ve formuna göre farklı isimlerle anılıyor.
Fiziksel özellikleriyle de dikkat çeken Oltu Taşı; işlenmesi kolay, sürtünme ile elektriklenebilen ve hafif cisimleri çekebilen bir yapıya sahip. Ayrıca yanma sırasında farklı tepkimeler göstermesi, bu doğal taşın ne denli özgün bir cevher olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.