Alerjik bünyeyle kanser riski arasındaki ilişki sanıldığından daha karmaşık

Alerjik bünyeyle kanser riski arasındaki ilişki sanıldığından daha karmaşık

Bağışıklık sisteminin alerjik bireylerde daha aktif çalıştığı bilinse de bu durumun kansere karşı genel bir koruma sağladığı kanıtlanmış değil.

Alerjik hastalıklar uzun yıllardır bağışıklık sisteminin aşırı hassas çalışma hali olarak tanımlanıyor. Bu nedenle toplumda sıkça, alerjisi olan kişilerin bağışıklık sisteminin daha güçlü olduğu ve kansere karşı daha dirençli olduğu düşünülüyor. Ancak epidemiyoloji, immünoloji ve onkoloji alanında yapılan çalışmalar bu yaklaşımın tek başına doğru olmadığını ortaya koyuyor. Uzmanlar bu durumu güçlü bir bağışıklık olarak değil, farklı işleyen bir bağışıklık yanıtı olarak tanımlıyor.

GENEL RİSKTE BELİRGİN DÜŞÜŞ YOK

Farklı ülkelerde yapılan geniş kapsamlı bilimsel çalışmalar, alerjik hastalığı olan kişilerde tüm kanser türlerinin daha az görüldüğünü gösteren ortak bir sonuç ortaya koymuyor. Alerji varlığı tek başına kanser riskini azaltan bir faktör olarak kabul edilmiyor.

KANSER TÜRÜNE GÖRE FARKLI TABLOLAR ORTAYA ÇIKIYOR

Bazı çalışmalarda alerjik rinit gibi tablolar belirli kanserlerle daha düşük risk ilişkisi gösterebiliyor. Ancak aynı durum diğer kanser türlerinde gözlenmeyebiliyor, hatta bazı hastalık gruplarında risk artışı bile bildirilebiliyor. Bu nedenle bilim insanları alerji ile kanser arasında "genel koruyuculuk" tanımı yapmıyor.

BAĞIŞIKLIK TEPKİSİ HER ZAMAN AVANTAJ ANLAMINA GELMİYOR

Alerjik hastalıklarda bağışıklık sistemi dış uyaranlara karşı sürekli tetikte çalışıyor. Bu durum bir yandan vücudun anormal hücreleri fark etme kapasitesini artırabileceği düşüncesini doğururken, diğer yandan uzun süre devam eden iltihabi süreçler nedeniyle dokular üzerinde yıpratıcı bir etki oluşturabiliyor. Uzun süreli bu biyolojik stresin ise bazı kanserlerin gelişiminde rol oynayabilen mekanizmalarla ilişkili olabileceği belirtiliyor.

ALERJİ TEK BİR HASTALIK GİBİ DEĞERLENDİRİLMİYOR

Astım, egzama, gıda alerjisi ve saman nezlesi gibi hastalıklar aynı başlık altında toplansa da bağışıklık sistemini aynı şekilde etkilemiyor. Her birinin vücuttaki immün yanıtı farklı olduğu için kanserle olan ilişkileri de aynı olmuyor.

BİLİM İNSANLARI BU İLİŞKİYİ NASIL AÇIKLIYOR

Araştırmalarda iki temel biyolojik mekanizma üzerinde duruluyor:

Bağışıklık gözetimi teorisi: Alerjik bireylerde sürekli aktif olan bağışıklık sistemi, anormal hücreleri daha erken fark edebilir. Bu nedenle bazı kanser türlerinde daha düşük risk görülebileceği düşünülüyor.

Kronik inflamasyon etkisi: Sürekli uyarılmış bağışıklık yanıtı dokularda uzun süreli iltihabi süreçlere yol açabiliyor. Bu durum ise bazı kanserlerin gelişimini kolaylaştırabilecek biyolojik bir zemin oluşturabiliyor.

Uzmanlar, bu iki etkinin kişiden kişiye ve hastalıktan hastalığa değişebildiğini, bu nedenle alerjinin tek başına “koruyucu” ya da “risk artırıcı” olarak tanımlanamayacağını vurguluyor.

BİLİM İNSANLARI NEDEN TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR

Bu alanda kesin yargıya varılamamasının birden fazla nedeni bulunuyor:

• Yaşam tarzı faktörleri kanser riskini bağışıklık durumundan daha güçlü etkileyebiliyor.

• Alerjik bireylerin sağlık kontrollerine daha sık gitmesi tanı verilerini değiştirebiliyor.

• Kanserin ortaya çıkışı uzun yıllara yayılan çok aşamalı bir süreç olduğu için doğrudan neden sonuç kurmak zorlaşıyor.

• Bağışıklık sisteminin koruyucu ve zarar verici etkileri aynı anda bulunabiliyor.

Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi