Ümit Yenişehirli, CHP’nin tarih boyunca dine mesafeli hatta hasmane tutumunu ve günümüzdeki “laiklik” tepkilerinin köklerini anlatan bir yazı kaleme aldı.
Okullarda, “Maarif’in Kalbinde Ramazan” teması çerçeveli etkinlikler yapılması doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesine, kimi çevrelerin bildik ve demode tepkisi gelmekte gecikmedi.
CHP’ye yakınlıklarını hiçbir zaman saklamamış birileri, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir metin kaleme aldı. CHP’ye müzahir medya, canla başla bu bildiriyi savunuyor. CHP de milletvekili düzeyinde metne sahip çıkmaya başladı. Partinin sosyolojik tabanının, bildiride dile getirilen görüşlerle bir sorununun olmadığı da –geçmişin tecrübesinin eşliğinde- biliniyor. Genel çizgileriyle inanç hürriyetine karşı açık ve kaba bir saldırı, Müslüman toplum nezdinde İslam’a muarız oluş niteliği taşıyan metin ile Türkiye Cumhuriyeti’nin en eski partisinin özdeşleşmesi ise hiç de sürpriz değil.
DİNE YA MESAFELİ YA DA HASIM
Siyasi tarihimizdeki “laiklik” eksenli tartışmalar, Cumhuriyet’in ilanından bugüne, en gerilimli fay hatlarından birini, hatta birincisini oluşturmuştu. CHP, “kurucu parti” kimliğiyle laikliği, “devletin yaşama biçimi” olarak kodlamıştı. İlk gününden itibaren, 27 yıl boyunca milletin seçme hakkına riayet etmeden -zira ortada muhalif parti yoktu– ülkeyi tek başına yöneten CHP, iş yapış tarzında laikliği, sekülerliği, dine, daha doğrusu İslam’a mütemadiyen mesafeli, bolca da hasmane bakışını hep korumuştu. Bugün de dolaşımda olan “laik atak geçirme” halet-i ruhiyesi, hemen her dönem adeta CHP’nin alamet-i farikası olmuştu.
Tek parti dönemindeki radikal modernleşme uygulamaları, beraberinde halkın inanç hürriyetine ağır saldırıları da getirmişti. Cumhuriyetin ilk yıllarından Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 1950 tarihine kadar geçen dönem; laikliğin, kurumsal, toplumsal ve kişisel alanda en katı haliyle uygulandığı, “devrim kanunlarının” en sert biçimde hayata yansıtıldığı, bir başka ifadeyle “laik atağın” süreklilik arz ettiği bir dönemdi.
EZANIN ASLINI OKUYANA HAPİS VE PARA CEZASI
Müslüman Türk toplumu açısından, bu dönemdeki en büyük kırılma noktası, 1932 yılında başlatılan Ezan-ı Muhammedi’nin Türkçe okutulmasına ilişkin dayatmaydı. Uygulama 18 yıl sürmüştü. Bu sarsıcı baskının CHP’ye getirdiği maliyet, ödettiği bedel ise -Bülent Ecevit’in Adalet Partisi’nden ayartıp transfer ettiği 11 milletvekilinin 10’una bakanlık vererek kurabildiği 42. Hükümet hariç- bir daha tek başına iktidara gelememe olmuştu. Bugün bile, CHP’ye yönelik eleştirilerin ilk sırasında daima “Türkçe ezan” yer almakta. Toplumsal hafıza, ezanı aslıyla, Arapça lafızlarıyla okuyanlara hapis ve para cezası verilmesini hiçbir zaman unutmayacaktı.

“İHTİYAÇ FAZLASI” CAMİLER
CHP’nin katı laiklik uygulamasının bir diğer yansıması da Müslüman toplumun ibadet pratiklerinin fiziki şartlarını zorlaştırmada görülmüştü. İdeolojik anlayışına uygun bürokratik yapıyı da kuran CHP yöneticileri, idaredeki bu güruh eliyle camileri de hedef almıştı. Merkezi yönetimin yaptığı düzenlemeler, sahada yapılacak hukuksuzluklara kalkan olmaktaydı. 1935 tarihli “Tasnif Dışı Camiler Kanunu”, bu türden düzenlemelerin en önemlilerinden biriydi. Ankara’dan destek alan yerel yöneticiler de tamamen keyfi değerlendirmelerle çok sayıda camiyi yıkan ya da atıl hale getiren kararlara imza atıyorlardı. Dönemin valilik ve kaymakamlık yazışmalarında, camilerle ilgili olarak sık sık “ihtiyaç fazlası” veya “görülen lüzum üzerine” ifadeleri yer alıyor, bu metinlerle de milletin camileri; ortadan kaldırılma, alakasız bir kurum için kullanılma ya da satılma şıklarından birisine muhatap oluyordu. Bu çerçevede; askerlik şubesi, hububat ambarı hatta ahır olarak kullanılan birçok cami olmuştu.

DİN EĞİTİMİNİN FİİLEN DURDURULMASI
Tek parti iktidarının, “işi kökünden halletmek” üzere kurguladığı düzen ise halkın dini bilgi edinme ve ibadet uygulaması ihtiyacını giderecek olan din görevlilerinin yetiştirilmesini baltalamak olmuştu. “Laik eğitim” adına çıkartılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kapatılmış, ilave uygulamalarla da uzun yıllar boyunca kurumsal din eğitimi imkansız hale getirilmişti.
1924’te “kurulur gibi yapılan” İmam Hatip Mektepleri, “öğrenci yokluğu” gerekçesiyle 1930’da tamamen kapatılmıştı. Yine, Darülfünun İlahiyat Fakültesi 1933’te feshedilmiş, yerine İslam Tetkikleri Enstitüsü kurulmuş ancak o da kısa sürede işlevsiz hale getirilmişti. Dönemde, Kur’an Kursları da baltalanmış, köy ve şehirlerde Kur’an eğitimi vermek son derece zorlaşmış, jandarma baskınları ve yasaklar nedeniyle eğitim gizli yapılır hale gelmişti. Kur’an-ı Kerim okumayı öğretir ve öğrenirken “yakalananlar”, hapis ve para cezasıyla karşı karşıya kalmaktaydı.

HACCI DA YASAKLAMIŞLARDI
CHP Hükümetleri, 1934 ile 1947 yılları arasında hac ibadetini de yasaklamıştı. Devlet yöneticileri ve aynı zamanda CHP temsilcileri, “döviz yokluğu ve salgın hastalık” bahanelerini öne sürerek, vatandaşların hacca gitmesine engel olmuştu. Süreçte Müslümanlar, kaçak yollarla Mekke’ye gitmeye çalışmışlar, bu nedenle de geçtikleri ülkeler ile Suudi Arabistan’da büyük sorunlar yaşamışlardı. “Kaçak Hacılar” sınırın bu tarafında yakalandığında da hapisle cezalandırılmaktaydı.

ŞAPKADA DAYATMA, TESETTÜRDE YASAK
Dönemin hükümetleri, şapka ve tesettürle ilgili de radikal kararlar almıştı. Şapka Kanunu (1925) ile sarık ve cübbe giymek sadece “yüksek rütbeli din görevlilerine” (Pratikte sadece Diyanet İşleri Başkanı’na) hasredilmiş, sokakta sarık takıp, cübbe giymek yasaklanmıştı. Kanunla aslında sadece devlet memurlarına şapka takma zorunluluğu getirilmişse de bu dayatma sade vatandaşlara da şamil kılınmıştı. Yasa metninde kadınların tesettürüne dair net bir ifade olmamakla birlikte, CHP’li valiler ile belediye başkanları, kadınların peçe ve çarşaflarını çıkartmak için kamu otoritesinin gücünü kullanarak cezai müeyyideler getirmişlerdi. Zaman zaman da “modernleşme kampanyaları” yürütülmüş, CHP’li kadınlar “çarşaf yırtma, manto dağıtma” etkinlikleri düzenlemişti.

CHP MUHALEFETE DÜŞÜNCE DE DEĞİŞMEDİ
Cumhuriyet Halk Partisi, inanç hürriyetini, yer yer asgari seviyede bile tanımayan tutumunu 27 yıl sürdürüp, 1950 yılında muhalefete mahkum olduktan sonra da “laik atak” zihniyetini bırakmamıştı. Tarihsel süreçte, CHP’nin muhalefetteyken sergilediği “katı laiklik” anlayışına dair tutumlardan bazıları ise şöyleydi:
1960 ve 1970’ler: “Siyasal İslam yükseliyor” söylemiyle laiklik kavramının “savunma hattı” olarak kullanılması. Diyanet ve tarikat tartışmaları çerçevesinde dini grupların siyasetle eklemlenmesine karşı sert TBMM ve miting konuşmaları ile basın açıklamaları, yargı yoluyla özgürlükleri kısıtlama talepleri. Kıyafet düzenlemelerine ilişkin hassasiyetle kamusal alanda dini sembollerin yasaklanmasına dair kanunların sıkı takibi.
1990’lar 28 Şubat Süreci: “İrtica” kavramının en büyük tehdit kabul edilmesi. Üniversite ve kamu kurumlarında başörtüsünün yasaklanmasının savunulması. Kur’an Kurslarına yaş sınırı getirilmesi talepleri. AK Parti Hükümetlerinin inanç özgürlüğünü devrim niteliğinde kararlarla geliştirme çabalarının tamamına çok sert muhalefet sergileme. “Kamusal alan tarafsızlığı, eğitimin bilimsel kılınması, devrimlerin korunması”na dair retorikler.
