Ümit Yenişehirli, NASA’nın Ay yolculukları ve antik dönemlerden günümüze Ay'ın farklı kültürlerdeki yerini kaleme aldı.
NASA’nın Artemis II görevi kapsamında Ay’ın etrafında uçuş gerçekleştiren astronotlar, bir aksilik olmazsa bu gece sabaha karşı Dünya’ya dönmüş olacak. Yarım asrı aşkın sürenin ardından Ay’daki ilk insanlı operasyon olan Artemis II, Orion uzay aracıyla gerçekleştirildi. Görevdeki mürettebat, Ay’ın arka yüzünü dolaşarak daha önce insanlı görevlerde sınırlı şekilde gözlemlenebilen bölgeleri de inceleme fırsatı buldu.
Bu misyon, insanlığın Ay’a yönelik ilgisinin ne ilk ne de son tezahürü. Dünya’nın tek doğal uydusu konumunda, bize uzaklığı 384 bin 400 km olan, her yıl Dünya’dan 3,8 cm uzaklaşan, yol açtığı gel-gitlerle denizcilik işleri ve liman düzenlerini etkileyen, çok sayıda göçmen kuşun yön bulma pratiğinde rol oynayan, yerkürenin yaklaşık yüzde 27’si büyüklüğündeki Ay, evrensel jeolojik boyutunun haricinde, insanlık tarihi için çok fazla eski hikâyeye de sahip bulunuyor.
TANRIÇA OLDU, CADI MERKEZİ SAYILDI, ESKİ TÜRKLER “AY DEDE” DEDİ
Batıl zanların esiri pek çok eski topluluğa göre, Güneş her gün doğup batarken –üstelik şekli hemen hiç değişmeden– Ay’ın sürekli şekil değiştirmesi ve bazen tamamen kaybolması, zaman zaman çarpıcı hale gelen parlaklığı; yeniden doğuş, döngüsellik ve gizemin simgesi olmuş, bu özelliklere göre de kendisine “tanrısallık” atfedilmişti.
Tarihteki birçok toplumda Ay’ı “tanrı/tanrıça” sayma, sıklıkla görülen bir sapmaydı. Bugün de birçok dilde Ay’a Selene (prıltı) ya da Luna (aydınlık) denilmesi de bu ifadelerin eski çağlardaki tanrıça adları olmasından kaynaklanmaktaydı. Bu atfın modern zaman örnekleri de görülmüştü. Sovyetler Birliği’nin 1959’da Ay’a gönderdiği uzay aracının adı “Luna 1”di. ABD’nin, aşamalarından birisini bu sabah tamamlayacak olan operasyonuna verilen ad da yine antik Yunan’daki “ay tanrıçası” olan Artemis’ten gelmekte.
Pagan kitlelerin Ay’a sürekli dişil isimler yakıştırmasının kökeninde ayrıca, kadınların aylık muayyen döngüleri ile bağ kurmalarının yanı sıra, “yakıcı, etkin” gördükleri Güneş’in karşısında Ay’ı “edilgen” kabul etmeleri de yatmaktaydı. Antik Yunan ve Roma’da da Diana, Artemis, Selene, Luna ve Hekate isimli tanrıçalar, Ay’la ilintili tanrıçalardı. Çinlilerin ay tanrıçası ise Chang adını taşımaktaydı. Bazı kültürlerde ise - Eski Türklerdeki “Ay Dede” gibi - Ay’ı erkek saymanın izleri vardı.

“HASTALANAN AY” TUTULURDU
Ay’ı “cadılar, cehennem köpekleri ve sair ifrit varlıklar”ın mekânı sayan dini inanışlar da görülmüştü. Gerek antik çağlar da gerekse Orta Çağ Avrupası’nda cadıların mekânlarından birisinin de Ay olduğuna inanılmaktaydı. “Süpürgelerine atlayıp Ay’a doğru uçan cadılar” fenomeni yaygındı.
Eski Yunan’da da Teselyalı “cadıların” Ay’ı gökyüzünden aşağı indirebileceklerine inanılmaktaydı. Garip ve korkutucu ritüelleri ile toplum karşısında avantajlı durumdaki bu kadınlar, kendilerinden çekinen halkın bağış ve adaklarıyla ciddi bir ekonomik güce sahip olmuşlardı. Ay’ın tutulma zamanlarında, bu uyanık “hurafe esnafı”nın işleri iyice açılırdı. Kitleleri, Ay’ın büyülendiğine, hastalandığına inandıran “cadılar”, davullar çalıp, kap kacağı birbirine vurarak “Ay’ı iyileştirirdi.” Bu tip kadınlı törenlerin ayrılmaz parçalarından olan yıkanma burada da görülür; “cadılar”, toplanan kalabalıkların karşısında köpüklü suların içinde, gayet erotik hareketlerle “Ay’ı yıkayıp, temizlerlerdi.”

AY, TAVİMİ BELİRLEDİĞİNE GÖRE KADERİ DE O YAZIYORDU!
Mezopotamya putperestleri ise Ay’a çok daha bütüncül bir görev atfetmekteydi. Tuhaf bir biçimde; Ay’ı merkeze alarak detaylı takvim ya da karmaşık mühendislik hesaplamaları -logaritmayı bilirlerdi- yapacak kadar düşünceleri, hesap kabiliyetleri gelişmiş bu topluluklar, aynı zamanda “Ay’ın, dünyanın ve insanların kaderini belirleyen bir tanrı olduğuna” da iman etmekteydiler. Sümerlere göre Nanna, Akadlara göre Sin, bu tanrının adıydı. Ur şehrindeki ziggurat da (tapınak) doğrudan Ay’a adanmıştı. Antik Mısır’ın inancında ise Ay matematik ve yazıyı korumakta, ayrıca insanlara şifa da vermekteydi. Bu arada, Ay’da insanların yaşadığına inananlar da vardı. Yunan tarihçi Plutarch, MS 100’lerde, bu küçük kürede bir insan medeniyetinin bulunduğunu yazmıştı.

“DOLUNAY İNSANI DELİRTİR” Mİ?
Ay, eski çağlarda başka batıl itikatlara da kaynaklık etmişti. Bunlardan birisi de “Ay çarpması”ydı. Bu hurafeye göre, “dolunay insanları delirtmekte”ydi. Dahası, bu dönemlerde “kurt adamlar” ortaya çıkıyor, bunlar da suç oranlarını arttırıyordu. Kimi denizcilerin inanışlarına göre de güvertede uyurken Ay doğrudan yüze vurursa yüz felci geçirileceğinden, denizciler kafalarına bir çuval takıp uyurlardı. Ay yüzündeki lekelere dair de batıl itikatlar vardı. Avrupalı kimi paganlar, insan yüzüne benzettikleri lekenin, hırsızlık yapan bir adama ait olduğunu düşünürlerdi. Paganlar, “bu yüze” denk geldikleri gecelerde, Ay’a bakarak dua eder, ona ekmek kırıntıları sunarlardı.

MÜSLÜMANLAR İÇİN AY, ALLAH’IN KUDRETİNDEN BİR AYET
Dünya dilleri içinde Ay’a ilişkin belki de en mantıklı isimlendirme ise Arapçadaydı. Araplar Ay’a “ihtişam, görkem” anlamına gelen “al-qamar” (kamer) demekteydiler. İslam inancı sonrasındaki Arap ve diğer toplumlar için ise Ay, hem dini hem de pratik açıdan merkezi ama makul, rasyonel bir yerdeydi. Kur’an-ı Kerim’de, Ay’ın evrelerinin, insanlar için vakitleri ve Hac zamanını belirleyen bir ölçü olduğu belirtilmekte (Bakara, 189). Kur’an’da ayrıca, “Kamer” (Ay) adını taşıyan bir sure de bulunmakta. Bu sure, kendisinden mucize göstermesini isteyen müşriklerin karşısında Peygamber Efendimizin (sav), Ay’ın ikiye bölünmesi (inşikaku’l kamer) mucizesi anlatılarak başlamakta.
İslam inancına göre Ay, Allah’ın kudretini gösteren ayetlerden bir ayetti. Ayrıca onun evreleri, takvim aracılığıyla (Hicri takvim) İslam medeniyetindeki hayatı düzenlemekteydi. Bu durum, astronomi ilminin İslam dünyasında usturlaplar, rasathaneler vb. ile hızla gelişmesini tetiklemişti. Bütün bu birikimler sonucunda da Ay, özellikle de “Hilal”, İslam dünyasında sembol değer özelliği kazanarak, bir kimlik ifadesi haline de gelmişti.

MODERN ABUKLUKLAR: AY’DA ARAZİ SAHİBİ OLMAK
Bu arada, insanlık “ilerlese” de tuhaflıkları, hurafeleri geride bırakamıyor. Günümüzde, tıpkı antik çağın paganları gibi Ay’a tapan küçük ama organize topluluklar mevcut. “New age” akımlara tâbi “neopagan” gruplar, antik Mısır, Helen ve Roma dinlerindeki aya tapım inançlarını çeşitli ritüellerle ortaya koyuyorlar.
Ayrıca insanlıktaki bu sapmalar, geçmişteki gibi ekonomik hareketliliğe de yol açabiliyor. Kimileri, bu garip eğilimlerden -tıpkı Teselya “cadıları” gibi– ciddi kazançlar sağlıyor. Örneğin, 1980’lerden bu yana birçok şirket, “Ay’da dönüm dönüm arsa satmakta.” Bu satışlara göre, hiçbir uluslararası hukuki geçerliliği olmamasına rağmen, milyonlarca insan (tahminen 7 milyon) “Ay tapusu” alarak, aslında modern, seküler bir ritüel gerçekleştiriyor.
- “Ay Evi”, NASA Keşif & Bilim, nasa.gov
- “Ay’a Yolculuk”, Uzay Müzesi, 25 Temmuz 2025
- Barbel Brash, “Ay’ın Diller ve Kültürlere Göre Tarihi”, İskoç Açık Üniversite, 11 Haziran 2024