Ümit Yenişehirli, Türkiye'nin Somali'deki petrol sondajı başlangıcının stratejik, diplomatik ve ekonomik önemini tarihsel bilgilerle anlattığı bir yazı kaleme aldı.
Türkiye'nin yurt dışındaki ilk derin deniz petrol sondajı Somali'de başladı. Bu, çok önemli stratejik, diplomatik, ekonomik ve teknolojik atak, en çok da sosyal medyada gürültü çıkartan küçük ve malum bir kesimin, “Ne işimiz var Afrika’da, Somali’de?” homurdanmaları dışında hepimizin göğsünü kabarttı.
Çağrı Bey sondaj gemisi ile Türkiye’nin ilk kez kendi karasuları dışındaki petrol arama çalışmasının adresinin neden Somali olduğunun arka planında ise köklü tarihsel bir geçmiş ve duygu dolu anekdotlar yer alıyor.
SOMALİ’YE İLK ÖNCE YENİÇERİLER GİTMİŞTİ
Türkiye ve Somali arasındaki ilişkiler aslında sanıldığı gibi yeni bir dış politika hamlesi değil. Bu ilişki, kökleri 16. yüzyıla, Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerine kadar uzanan bir tarihsel arka plana sahip. Osmanlı'nın Somali’ye ilgi duymasının altında; bölgenin Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı’na hakim olması, baharat ve ticaret yolu özelliği, Kızıldeniz’in girişi, dolayısıyla da Kutsal Topraklar'ın (Mekke ve Medine) güvenliğini sağlamak gibi unsurlar yatmaktaydı. Bölge, Afrika Boynuzu’na yakınlığı ve Hint Okyanusu’na hakim konumuyla da önemliydi. Osmanlı Devleti’nin Somali ile olan ilişkisi Memluk Devleti’nin yıkılış tarihi olan 1517’den başlayarak yaklaşık dört asır sürmüştü.

SOMALİ OSMANLI EYALETİ OLUYOR
Osmanlılar; Somali’de hâkimiyet tesis ettikleri bölgelerde, Avrupalıların henüz başlayan sömürgeciliğine engelleyici bir güç olarak yerleşmeye başlarken, yerli halkla da dostane ilişkiler tesis etmişlerdi. Bu sıcak temaslar sonucunda Osmanlı Devleti, 1550’lerde günümüzde Eritre, Somali, Cibuti ve Sudan’dan oluşan bölgede Habeş Eyaleti’ni kurmuştu. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla stratejik önemi iyice artan bölge, Osmanlılar için ilgi odağı olmaya devam etmişti. Böylece Somali ve Etiyopya bölgesi 1555’den başlayarak 1916 yılına kadar Osmanlı Devleti’ne bağlı kalmıştı.

BÖLGE İMAR EDİLDİ, MEDRESELER AÇILDI, TARIM EĞİTİMİ VERİLDİ
Müslüman ahlakıyla bölgeye giden Osmanlı, kısa sürede coğrafyadaki halkın gönlünü kazanmıştı. Bölgeyi şefkat ve akılcılıkla kucaklayan yönetim şekli, Osmanlı Devleti’nin henüz gitmediği kısımlardan davetler almasına da yol açmaktaydı. Birçok kabile, heyetler oluşturup bazen yerel yöneticilerden bazen de İstanbul’a kadar giderek Saray’dan kendi yörelerine de gelinmesini isteyeceklerdi. Batılı sömürgeci eşkıyaların, bu toprakların sahiplerini siyahi oldukları için insandan bile saymamasına, sergiledikleri zulme karşılık, Osmanlı Devleti, Somali çevresinde insani reformlara imza atmaktaydı.
Yeniçerilere ilaveten maaşlı yerel kolluk güçleri oluşturulup, karakollar kurularak güvenlik ve istikrar sağlanıyordu. Bazı kabileler arasındaki çatışmalar Osmanlı yerel yöneticileri ve din adamlarının arabuluculuğunda sulh ile sonlandırılıyordu. Medreseler açılarak bir yandan bölgedeki Müslümanlara sahih İslam öğretilirken, diğer yandan da henüz İslam’la şereflenmemiş kitlelerin hidayetine vesile olunuyordu. Hastane, okul, çeşme, sulama kanalları inşa ediliyor, ilkel limanlar iyileştiriliyor, posta teşkilatı kuruluyordu.
Fakir halkın daha iyi ve verimli tarım yöntemlerini öğrenmeleri için Hindistan’dan kahve ve tarım uzmanları getiriliyordu. Kabile sakinlerine imar edilmiş bölgelerde ücretsiz toprak dağıtılarak hem sağlıklı binalarda yaşamaları hem de verimli tarım yapmaları sağlanıyordu. Osmanlı yöneticileri, yerli üretimi teşvik için, hammaddesi bölgedeki bitkiler olan kumaşlardan yapılma kıyafetleri giyiyorlardı.

SOMALİLLİLER SÖMÜRGECİLERE KARŞI “BİZ HİLAFET’E BAĞLIYIZ” DİYORDU
Somali ve çevre bölgeler bu tablo içerisinde yaşayıp giderken; Portekiz, İtalyan, Fransız ve İngiliz yayılmacılığının arttığı 1800’lerde Osmanlı Devleti de gerilemekteydi. Bu durumu lehlerine çevirmek isteyen sömürgeciler, Osmanlıyı kötülüyor, bölgede işgalci olduğunu iddia ediyorlardı.
Birkaç asırdan fazladır Osmanlılardan iyilikten başka bir şey görmeyen yerli halk ise bu propagandalara yüz vermeyecek ve gerçek işgalcilere, “Buradan gidin! Biz İstanbul’daki padişaha, Halife’ye bağlıyız.” diyecekti. Zeyla, Berbera, Bulhar (Günümüzde, dünyada sadece İsrail’in tanıdığı korsan devlet ‘Somaliland’ ayrılıkçı bölgesi) ve diğer kıyı şehirlerinin sakinleri Osmanlıya bağlılıklarını göstermek için gösteriler yapıyorlardı. Cihat ilan eden Ali Miral isimli bir denizci önder de küçük bir filo kurmuş, Batılı gemilere saldırılar düzenlemişti. Ali Miral, esir aldığı bir grup Portekizli denizciyi İstanbul’a göndermişti.
Her şeye rağmen Batılı işgalcilerin bölgeye yönelik taarruzları giderek artacak, Kasım 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması sömürgeci iştahını daha da kabartacak, savaş ve isyanlarla giderek daha fazla bunalan Osmanlı Devleti de iyice gerileyecek ve nihayet 1916’da Somali ve Etiyopya’daki Osmanlı hâkimiyeti tamamen sona erecekti. Sömürgeciler arasındaki çekişmeyi de İngilizler kazanmış, Somali’yi önce Hindistan Ofisi’ne, daha sonra da Dışişleri Bakanlığı’na bağlamışlardı. İtalya da Somali’nin bir kısmında “İtalyan Somalisi” adıyla bir sömürge idaresi kurmuştu.

TÜRKİYE’NİN İNSANİ POLİTİKASI TARİHSEL KOPUKLUĞU GİDERDİ
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, adeta redd-i mirasa dönüşen Osmanlının nüfuz alanlarıyla ilgilenmeme politikası, Somali özelinde de hayata geçirilmişti. Türkiye ve Somali’nin tekrar ilişki kurabilmesi ancak 1960 yılında Somali’nin İngiltere ve İtalya’ya karşı bağımsızlığını ilan etmesiyle mümkün olmuştu. Somali’de 1969 yılında gerçekleşen askeri darbenin ardından ise ülke bir daha istikrara kavuşamamış, hem Etiyopya ile yaşanan savaş hem de kabileler arası çatışmalar, istikrarsızlığı 2000’li yılların ortalarına kadar taşımıştı.
Türkiye ile Somali arasındaki bağları güçlendiren ise bir felaket olmuştu. Kayıtlara “2011 Somali Kıtlığı” olarak geçen insani dramda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarihi adımlar atılmasını sağlamıştı. Başbakan Erdoğan, o dönem iç savaş nedeniyle kimsenin gitmeye cesaret edemediği Somali’ye giderek çok büyük bir insani yardım operasyonunu başlatmıştı. Böylece “Osmanlı torunları”, bir kez daha Somalili mazlumlarla olan kardeşliğini gözler önüne sermişti.

UZAYA ÇIKIŞ NOKTAMIZ İLE FÜZELERİMİZİN TEST BÖLGESİ SOMALİ OLACAK
Bu yeniden yakınlaşmanın ardından da iki ülke arasında stratejik adımlar peş peşe atılacaktı. Türkiye’nin en büyük yurt dışı askeri eğitim üssünün (TURKSOM) burada faaliyete geçmesinin ardından Somali açıklarında petrol arama faaliyeti de iş birliklerinin zirve noktaları oldu. Ayrıca; Somali’nin ekvatora yakın komundan dolayı Türkiye’nin bu ülkede füze ve roket fırlatımı için test sahası kurması planlanırken; uzun menzilli balistik Türk füzelerinin denemeleri için de bölge coğrafyasının uygunluğundan yararlanılması öngörülüyor.
- Prof. Dr. Ahmet Turan Yüksel, Yusuf İbrahim Hashi, “Somali’de Osmanlı Hakimiyeti”, KTO Karatay Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Dergisi, Bahar 2021
- Duygu Atakul, “Somali’nin Türkiye İçin Jeostratejik Önemi”, Sakarya Üniversitesi İktisat Dergisi, c. 13, s. 3, 2024
