Günümüzde bir insanın, aynı anda hem yüceltilip hem de çok kısa sürede yerle bir edilebildiği tuhaf bir dönemi yaşıyoruz. Bu kontrolsüz linç kültürünün ortasında asıl sormamız gereken soruları Davranış Bilimi Uzmanı Prof. Dr. Uğur Batı, Ensonhaber'e anlattı.
Artan linç kültürü, algı yönetimi, sosyal medya bağımlılığı ve insan psikolojisi üzerine Davranış Bilimi Uzmanı Prof. Dr. Uğur Batı, dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Batı, modern insanın hızla değişen dünyada zihinsel olarak zorlandığını ve bunun toplumsal davranışlara doğrudan yansıdığını söyledi.
"OLGULAR DEĞİL, ALGILAR DÜNYASINDA YAŞIYORUZ"
Prof. Dr. Batı’ya göre günümüz dünyası artık gerçeklerden çok algılar üzerinden şekilleniyor.
Batı, konuyu aktarırken, “Yaptığınız işin yüzde 49’u ne yaptığınızla ilgiliyse, yüzde 51’i onu nasıl anlattığınızla ilgilidir. Anlatmadığınız her iş, neredeyse yok hükmündedir. Sosyal medya çağında anlatma kısmı o kadar baskın hale geldi ki, yapılan iş çoğu zaman ikinci plana düşüyor.” dedi.
Bu durumun toplumsal güveni ve sağlıklı iletişimi zedelediğini belirten Batı, algıların olguların önüne geçmesinin küresel ölçekte bir sorun oluşturduğunu vurguladı.

"DOPAMİN, LİNÇ KÜLTÜRÜNÜ BESLİYOR"
Linç kültürünün arkasında güçlü bir biyolojik mekanizma olduğunu ifade eden Batı, dopamin hormonunun bu süreçte belirleyici rol oynadığını şu sözlerle aktardı:
“Bir gruba ait olmak, birlikte birini hedef almak ya da eleştirmek, beyinde ödül mekanizmasını harekete geçiriyor. Bu da dopamin salgısını artırıyor. İnsanlar farkında olmadan bu haz duygusunun peşinden gidiyor.”
Batı, 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrasında bölgede yürüttüğü çalışmalar sırasında sosyal medyanın bu etkisini bire bir gözlemlediğini belirtti. Yanlış bilgi ve duygusal paylaşımların, depremzedelerin ve gönüllülerin moralini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini söyledi.
"FELAKET KAYDIRMASI YENİ BİR BAĞIMLILIK"
Prof. Dr. Batı, “doom scrolling” olarak adlandırılan ve Türkçeye “felaket kaydırması” şeklinde çevrilen davranış biçimine de dikkat çekerek, şöyle konuştu:
“İnsanlar sürekli kötü haberleri, eksikleri ve hataları arıyor. Bir sorun tespit ettiklerinde kendilerini çok zeki hissediyorlar. Zamanla bu durum, bir kimlik ve persona hâline geliyor.”
Bu sürecin bireyleri kutuplaşmaya sürüklediğini ve toplumsal tansiyonu artırdığını belirten Batı, ayrıca sosyal medyada oluşan “biz ve onlar” ayrımının linç kültürünü beslediğini ifade etti.
"ANALİTİK DÜŞÜNCE ZAYIFLIYOR"
Toplumda derinlikli düşünmenin giderek azaldığını söyleyen Batı, bunun ciddi bir zihinsel sorun oluşturduğunu şu sözlerle belirtti:
“Olgusal eleştiri yapabilmek için analitik düşünmek gerekir. Tez üretmek, antitez geliştirmek ve senteze ulaşmak gerekir. Ama bugün insanlar ‘felsefe yapma, kısa kes’ diyor. Derinlikten kaçılıyor. Batı’ya göre bu yaklaşım, düşünce üretimini ve sağlıklı tartışma ortamını da zayıflatıyor."

"İNSAN UYUMLU OLMAYA ZORLANIYOR"
Toplumda güç ilişkilerinin bireyleri itaate yönlendirdiğini belirten Batı, bunun büyük gruplar oluşturduğunu, eleştirel düşüncenin yerini grup reflekslerinin aldığının altını çiziyor.
“Güç devreye girdiğinde insanlar uyumlu olmaya zorlanıyor. Karşı çıkmadıkça itaat mekanizması oluşuyor. Bu durum siyasette, sanatta ve sporda büyük kitlelere dönüşüyor.
"İNSAN EN TEHLİKELİ TÜRDÜR"
İnsan doğasına da değinen Prof. Dr. Batı, insanın diğer canlılardan farklı olarak haz ve hırsla hareket ettiğini “Zürafa biriktirmez, yırtıcılar doğa dengesini korur. Ama insan biriktirir, hırs yapar, güç ister. Hayatı boyunca kullanamayacağı paranın peşinden koşar” diyerek vurguladı.
İnsanın ölüm bilincine sahip tek varlık olmasına rağmen bunu çoğu zaman görmezden geldiğini ifade eden Batı, haz arayışının insan davranışlarını yönlendirdiğini sözlerine ekledi.
"BAŞARININ TEK BİR TANIMI YOK"
Başarı kavramının da yeniden düşünülmesi gerektiğini belirten Batı, şu değerlendirmede bulundu:
“Nobel almak da başarıdır, çocuklarını ahlaklı bireyler olarak yetiştirmek de başarıdır. Her insanın yolu farklıdır. Tek tip bir başarı reçetesi yoktur.”

"HERKES ELEŞTİRİYOR, AMA KİMSE SORUMLULUK ALMIYOR"
Sivil toplum katılımının düşüklüğüne dikkat çeken Batı, sosyal medya aktivizmini de “Türkiye’de STK’lara katılım oranı çok düşük. İnsanlar sosyal medyada sert eleştiriler yapıyor ama sahada sorumluluk almıyor. Klavye silahşörlüğü yaygın” diyerek eleştirdi.
Batı’ya göre gerçek toplumsal dönüşüm, sadece eleştiriyle değil, aktif katılımla mümkün olabilir.
"FELSEFESİ OLMAYAN İNSAN DERİNLİK ÜRETEMEZ"
Röportajın sonunda insanın bir dünya görüşüne sahip olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Batı, şu sözlerle mesajını tamamladı:
"Bir insanın mutlaka bir felsefesi olmalı. Felsefesi olmayan insan günübirlik yaşar. Derinlik üretemez. Analitik düşünmeden, muhakeme gücü geliştirmeden sağlıklı bir toplum kuramayız."