Ümit Yenişehirli yazdı: CHP belediyeciliğinin iş bilmezlikteki istikrarı
CHP'li belediyelerin yönetiminde olan illerde yaşanan çöp ve su krizi gibi sorunları eleştiren Ümit Yenişehirli, bu kapsamda CHP belediyeciliğinin geçmişten günümüze iş bilmezlikteki istikrarını kaleme aldı.
Eski Cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel, 1980 öncesindeki bir konuşmasında, CHP’ye iş bilmezlik eleştirisi yöneltirken, “Bunlara üç kaz verin, akşama ikisini kaybedip gelirler.” demişti.
CHP’ye yönelik bu türden eleştiriler hemen her zaman var olmuştu. Zaman zaman bu konuya değinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçtiğimiz günlerde bir kez daha CHP’li belediyelerin yönettikleri şehirlerdeki sorunlardan bahisle “Meydanlarda vatandaşı vaat yağmuruna tutup, bugün başkent Ankara’ya haftalardır su bile veremeyen beceriksizler.” ifadelerini kullanmıştı.
YERELDEKİ “ZAFER”İN GELDİĞİ NOKTA
Gerçekten de Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren 27 yıl; millete baskı, muhalefete de izin vermeme “konforuyla” ülkeyi yöneten CHP zihniyeti, siyasi rekabetle tanıştıktan sonra ise genelde nadiren, yerelde çok daha fazla iktidarla buluşmuştu. Ne var ki, CHP’nin mahalli idarelerde sergilediği yönetim tarzı, hemen her defasında halkın rutin hizmetleri bile alamamasını gündeme getirmekteydi.
CHP, 2019 ve 2024’teki son iki yerel seçimde oldukça fazla sayıda belediye başkanlığını kazansa da günümüzde bir kez daha “beceriksizlikle” itham ediliyor.
İSTANBUL “AVRUPA’NIN ÇÖP MERKEZİ” OLMUŞTU
CHP, en büyük şehir olması bakından fazlasıyla dikkat çeken İstanbul’da 1973’ten 1980’e, sonrasında da 1989’dan 1994’e kadar (SHP/CHP) yerel yönetimi kazanmıştı. Ahmet İsvan ve Aytekin Kotil ile 1973 yılından itibaren 12 Eylül 1980 darbesine kadar İstanbul’da CHP’li başkanlar görev yapmıştı.
Bu dönemde, hem İsvan hem de Kotil, çöp dağlarıyla anılır olmuştu. Yerel yönetim zaaflarının yanı sıra ülke genelindeki siyasi istikrarsızlığın da katkısıyla belediye işçileri sık sık grev kararı almıştı. Sokaklarda biriken çöp yığınları, dönemin gazetelerinde, “Avrupa’nın çöp merkezi”, “İstanbul kokuyor” manşetleriyle yer bulmuştu. Dönemdeki akaryakıt sıkıntısı da hizmetleri aksatan bir başka faktördü.
ANKARA DA HAVA KİRLİLİĞİNİN PENÇESİNDEYDİ
CHP, 1973 yılından itibaren siyasette sağı temsil eden Adalet Partisi’nden belediye başkanlıklarını devralmaya başlamıştı. Bu çerçevede, Ankara’da da 1973 ve 1977 yerel seçimlerini peş peşe CHP’li adaylar kazanmıştı. Ancak hem Vedat Dalokay hem de Ali Dinçer döneminde Ankara hava kirliliğiyle boğuşmuştu. Başkanlar, şehre dağıtımda kalitesiz kömürleri tercih ettikleri için başkentte insanlar ciddi sağlık sorunları yaşamışlardı.
Ankara’daki bu sorunun CHP’li belediye başkanlarının isabetsiz kararlarından kaynaklandığının göstergesi, Adalet Partisi ya da Milliyetçi Hareket Partisi veya Milli Selamet Partisi’nden seçilmiş başkanlarla yönetilen birçok başka şehirde ise hava kirliliğinin yaşanmamasıydı.
ÜMRANİYE ÇÖPLÜĞÜ PATLAMIŞ, 39 KİŞİ HAYATINI KAYBETMİŞTİ
Yerel yönetimler, 12 Eylül darbesi sonrasında, ağırlıklı olarak, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kurduğu Anavatan Partisi’nden seçilen başkanların idaresine geçmişti. ANAP’lı başkanlar, 1989 yılında ise daha sonra CHP’ye katılacak olan SHP’li adaylara karşı seçimleri kaybetmişlerdi. İstanbul’da Nurettin Sözen, Ankara’da da Murat Karayalçın, İzmir’de de Yüksel Çakmur işbaşına gelmişlerdi.
VAATLER AYNI GÜNÜMÜZDEKİ GİBİ “UÇUYORDU”
SHP’nin, 1989 yerel seçimlerine gidilen süreçte meydanlarda dile getirdiği vaatler, o güne kadar görülmemiş bir cazibeye sahipti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nurettin Sözen’in gündeme getirdikleri arasında, “İş saatlerinde ücretsiz ulaşımın sağlanması, bebeklere ücretsiz süt, dar gelirli ailelere ücretsiz ekmek ve su, her mahalleye ücretsiz hizmet veren sağlık ocağı kurmak.” gibi vaatler yer almaktaydı.
Oysa Nurettin Sözen dönemi, su ve çöp sorunları başta olmak üzere birçok şehircilik problemi bakımından İstanbul’u yaşanamayacak bir yer hâline getirmişti. Belediye, ücretsiz yeni hizmetleri başlatmak şöyle dursun; rutin, para karşılığı yaptığı yasal görevlerini bile yerine getirmemekteydi. Bu devir kısa sürede, “çöp, çamur, çukur” sloganıyla tanımlanır olmuştu. Dönemdeki en büyük yönetim zafiyetlerinden birisi, 1993 yılında Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünde biriken metan gazının sıkışması sonucu meydana gelen patlamaydı. Bu müessif olayda tam 39 vatandaşımız hayatını kaybetmişti.
KESİNTİLER NEDENİYLE GAZETELER “SU KUPONU” DAĞITIYORDU
Yine Sözen döneminde, kronik su sıkıntısı ortaya çıkmıştı. Barajlar kurumuş, altyapı yetersizliği nedeniyle şehir aylarca susuz kalmıştı. Su kesintileri İstanbulluları perişan etmiş, vatandaş mahalle aralarında su tankerlerinin peşinde koşmak zorunda kalmıştı. Gazeteler ülkenin en büyük şehrinin kâbus gibi günlerini, “Bidonunu alan gelsin”, “Su tankeri kuyrukları”, “İstanbul kurudu” manşetleriyle vermişti.
Hâttâ bazı gazeteler, “su kuponu” dahi dağıtmıştı. Bulvar gazetesinin başlattığı bu promosyonla belli sayıda kupon biriktiren okuyucular, kestiği kuponları, mahallesine gelen, gazetenin anlaşmalı olduğu su tankerleri veya dağıtım araçlarındaki görevlilere veriyor ve bidonlarla suyunu alıyordu. Gazete hem içme hem de kullanım için kupon dağıtıyordu. Bulvar gazetesi, farklı promosyonuyla İstanbul’da ciddi bir tiraj artışı yakalamıştı. Bu arada Bulvar gazetesi, Ankara’da da hava kirliliğinden dolayı maske dağıtmıştı.
O yıllarda patlayan İSKİ skandalı ise iş bilmezliğe suiistimal ve yolsuzluk yükünü de bindirmişti. İSKİ’de 1993 yılında ortaya saçılanlar, o tarihe kadar Türkiye’de görülmüş en büyük yolsuzluk olayı olarak kayıtlara geçmişti. İSKİ’deki rüşvet çarkı, basında aylarca manşet olmuştu.
İZMİR’DE CHP BELEDİYECİLİĞİ 1989’DA BAŞLAMIŞTI
“CHP’nin kalesi” olarak nitelendirilen İzmir ise “sosyal demokrat” kimlikli belediye başkanları tarafından yönetilmeye (1994-1999 Burhan Özfatura dönemi hariç) 1989 yılında başlamıştı. Göreve 1989 yılında gelen (SHP/CHP) Yüksel Çakmur, bir türlü bitirilemeyen kazılar nedeniyle büyük eleştiriler almıştı. Halk arasında tepki olarak, başkan Yüksel Çakmur’dan, soyadına atıfla “Yüksel Çamur” diye bahsedilir olmuştu. Ayrıca, uzun süreli belediye işçileri grevleri de Yüksel Çakmur’u zorda bırakmıştı. Belediye otobüs şoförlerinin grevi neticesinde, İzmir’de vatandaşlar kamyon kasalarında seyahat etmişti.
Öte yandan İzmir’de uzun süre şebeke suyunun tuzlu ve çamurlu akması da halkta büyük bir hoşnutsuzluğa yol açmıştı. Seçim öncesi, “Körfez’de yüzeceğim.” vaadinde bulunan Yüksel Çakmur, “Büyük Kanal” projesini başlatmış olsa da çalışmalarda istenen ilerleme sağlanamadığı için şehirdeki ağır koku nedeniyle sık sık eleştirilmişti.