Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi eseri ile gündemde olan ve Kemal'in Füsun'a hissettiği aşk olarak kullanılan "limerence" kelimesi, merak konusu oldu. 1970’lerde literatüre giren bu kelimenin anlamı, belirtileri ve tedavisi haberimizde...
Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı eseriyle yeniden gündeme gelen "limerence" kavramı, özellikle Kemal’in Füsun’a duyduğu yoğun ve takıntı boyutuna varan aşk üzerinden tartışılmaya başladı.
Okurların dikkatini çeken bu psikolojik terim, karşılık görme arzusunun merkezde olduğu bir duygusal saplantıyı ifade ediyor.
1970’lerde literatüre giren limerence kelimesinin ne anlama geldiği, hangi belirtilerle ortaya çıktığı ve bu durumun nasıl yönetilebileceği merak ediliyor.
İşte limerence hakkında bilinmesi gerekenler...

LİMERENCE NEDİR
Limerence, bir kişiye karşı yoğun, takıntı düzeyine varabilen romantik ve duygusal hayranlık hali olarak tanımlanır.
Terim ilk kez 1970’lerde psikolog Dorothy Tennov tarafından ortaya atılmıştır.
Tennov, limerence’i sıradan bir hoşlanmadan farklı olarak; kişinin karşılık görme arzusunun çok güçlü olduğu, zihinsel olarak sürekli o kişiyi düşündüğü ve duygusal iniş çıkışların yoğun yaşandığı bir durum olarak açıklar.

BELİRTİLERİ
Limerence yaşayan kişi, ilgilendiği kişiden gelecek küçük bir mesajı ya da bakışı aşırı anlam yükleyerek yorumlayabilir.
Karşılık bulduğunu düşündüğünde yoğun mutluluk hissederken, belirsizlik veya ilgisizlik durumunda ciddi hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu süreçte kişi, karşı tarafı idealize etme eğilimindedir; kusurlar çoğu zaman görmezden gelinir.
Bu durum aşk ile karıştırılabilir; ancak limerence genellikle karşılık görme ihtiyacına ve belirsizlikten beslenen bir heyecana dayanır.
Sağlıklı ve olgun bir ilişkide zamanla denge oluşurken, limerence daha çok zihinsel meşguliyet, takıntılı düşünceler ve güçlü duygusal bağımlılık ile karakterizedir.
Kısacası limerence, yoğun romantik takıntı hali olarak özetlenebilir ve özellikle karşılıksız ya da belirsiz ilişkilerde daha sık ortaya çıkar.

NASIL GEÇER
Limerence zamanla kendiliğinden azalabilse de çoğu durumda bilinçli bir çaba gerektirir.
İyileşme sürecinde en etkili adımlardan biri mesafe koymaktır. Fiziksel ve dijital temasın azaltılması, sosyal medya takibinin sınırlandırılması zihinsel meşguliyeti azaltır.
Kişinin odağını kendi hayatına çevirmesi de oldukça önemlidir.
Yeni hobiler edinmek, sosyal çevreyi genişletmek, spor yapmak ve günlük rutinleri güçlendirmek zihnin tek bir kişiye odaklanmasını engeller.