Hollanda'ya göç eden YouTuber Çağdaş Işıl, Türkiye'ye neden geri döndüğünü açıkladı

Hollanda’dan Türkiye’ye geri dönme nedenlerini anlatan Çağdaş Işıl, "40 yaşında bunlara daha fazla dayanamayacağımı anladım. Sokakta kalma ihtimali gelince Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Tek amacım mutlu bir baba olmaktı" dedi.

Türkiye'den göç edenler, pişman olarak geri dönüyor. 

Bu isimlerden birisi de YouTuber Çağdaş Işıl oldu...

Hollanda'ya giden Işıl, Türkiye'ye döndüğünü söyledi ve nedenlerini de sıraladığı bir video çekti. 

Işıl, Türkiye'ye dönüş sürecini şu sözlerle anlattı; 

"GERİ DÖNDÜM, EN ÖZETİ BU"

"Türkiye'ye geri döndüm. En özeti bu arkadaşlar. Pek çoğunuzun bildiği gibi 2024 Şubat ayında Hollanda'ya göç etmiştim ailemle birlikte. Buradaki temel amacım aslında çocuğumun orada eğitim alması ve orada büyümesini sağlamaktı. Aslında Türkiye'ye geri dönmüş halimle bile bunu başarmış durumdayım. Yani bunda bir sıkıntı yok. 

"EV BULAMADIK, KİRALAR YÜKSEK"

Hollanda'ya ilk gittiğimde değerli arkadaşlar, Amsterdam şehrine yerleştim. Fakat burada şöyle bir problemle karşılaştım gider gitmez: Hollanda'da çok ciddi bir ev krizi var. Ev bulamadık çok uzunca bir süre, yaklaşık bir iki ay kadar Airbnb'de kaldık. Daha sonra bir şekilde kendi evimizi bulduk ve evimize taşındık.

Kiralık ev bulmanın zorluğu da şuradan geliyor; normalde şöyle garip bir durum var Hollanda'da. Mesela ödediğiniz kira, yani kiralık ev tutarsanız, ev satın aldığınızda ödeyeceğiniz krediden daha fazla para ödüyorsunuz.

Yani kiralar, kredilerden daha yüksek. Doğal olarak ev sahipleri de evlerini kiralamak yerine satmayı tercih ediyorlar. Tabii bunun vergisel nedenleri de var, ben bu detaylara girmeyeceğim. Her neyse, bir şekilde evimizi bulduk.

"KATLANMAYA ÇALIŞTIM"

Ben ilk etapta hem dili öğreneyim hem de yaşadığım ülkenin kültürüne birazcık daha hakim olabileyim diye değerli arkadaşlar, Uber'de kuryelik yapmaya başladım. Yani insanlara yemek götürme işi. Önce kendime bir bisiklet aldım.

Bilenler için tekrar söyleyeyim, Hollanda dümdüz Konya gibi bir ülke olduğu için bisiklete binmek çok rahat orada, herhangi bir şekilde yokuş görmüyorsunuz. Daha sonra bu işten kazandığım parayla da bir tane scooter aldım kendime.

İşler biraz profesyonelleşti yani. Hollanda'nın aşırı soğuğunda ki bunu belirtmem lazım, sürekli yağmur yağıyor Hollanda'da, hem insanlara yemek dağıtmaya başladım hem de bir yandan dil öğreneyim diye dil kursuna gitmeye başladım. Bu benim hayatım açısından oldukça zor bir durumdu arkadaşlar, fakat bir şekilde çocuğumun orada kalması için buna katlanmam gerekiyordu.

"KAZANDIĞIM PARAYI BATIRDIM"

Yaklaşık 6-7 ay boyunca kuryelik yaptım. İşte insanlara yemek götürdüm. İşte yemek soğuk diye azar yedim değerli arkadaşlar hatta üstüne üstlük. Fakat daha sonra bu işi 6-7 ay yaptıktan sonra bir tane tavuk kızartma dükkanını gözüme kestirdim. İş bana o kadar basit göründü ki, çünkü tavuklar hazır geliyordu böyle hava basılmış paketler içerisinde, onu alıp yağın içine atıyordunuz, tavuk kızarıyordu, paketliyordunuz, paketçi gelip alıyordu, müşteriye gidiyordu.

Bu iş bana inanılmaz derecede basit göründü. Zaten yaptığım en büyük hatalardan bir tanesi de ne olursa olsun bilmediğim bir işi basit sanmaktı. Bu arada böyle küçük bir dükkan hayal etmeyin arkadaşlar, bayağı 2 katlı, toplamda 7 çalışanı olan, 2 araba, 2 scooterlı... söyleyemedim... geniş bir dağıtım ağına sahip bayağı bir tavukçu dükkanıydı burası. Peki neden bu duruma ben hata dedim? Yani hayatta yaptığım en büyük hata olarak değerlendirdim bu durumu?

Türkiye'de bu zamana kadar işte 10 yıllık influencerlık hayatım boyunca biriktirmiş olduğum bütün parayı olduğu gibi bu tavukçu dükkanına bastım, bilmediğim bir işe bastım yani, ben bu işi yaparım diye. Gelin görün ki çok büyük hata, bu zamana kadar biriktirdiğiniz bütün parayı tek bir işe basmakmış, çünkü iş battı.

Yapamadım yani, tavukları kızartamadım, her gün domates kesemedim, domatesleri kessem başka bir sıkıntı oldu, kuryelerle problem oldu, iş yürümedi, o oldu, bu oldu, şu oldu... Gıda sektörü bayağı bir zormuş yani.

"İNSAN ÜLKESİNİN DEĞERİNİ ANLIYOR"

Tabii bu arada tam batarken her şey çok iyiymiş gibi bir de bir boşanma süreci geldi başıma. Aynı dönem eşim gelip, benden ayrılmak istediğini söyledi. Bir yandan battım, bir yandan boşanma sürecine girdim, çocuk da var orada. Daha Hollanda'daki 1. yılım falan filan yani şu an.

Boşanma süreci de benim açımdan bayağı bir sancılı geçti, çünkü kendime ev bulmam gerekiyordu, fakat başta söylediğim gibi Hollanda'da ciddi bir ev krizi vardı.

Kendime kiralık bir ev bulamadım. Burada, insanın ülkesinin ve yaşadığı yerin, kendi çevresinde yaşamanın ne demek olduğunu çok iyi anladığım bir noktaya geldim.

Arkadaşlar evim yok, boşanıyorum, battım, cebimde 5 kuruş para yok, ama bununla birlikte çalabileceğim bir kapı da yok. Yani hani bir yere gideyim, bir yerde konaklayayım ya da arkadaşlarımı arayayım kafa dağıtayım gibi opsiyonum da yok yani. Bir anda dımdızlak kalakaldım.

"KAZANDIĞIM PARA YETMEDİ"

Neyse, gel zaman git zaman boşanma kararının 6. ayında kendime Rotterdam şehrinde bir ev ve bir iş buldum. İş yerindeki sorun da şuydu, kayıt dışı çalışıyordum. Yani parayı bana elden ödüyorlardı. Fakat Hollanda'da ev tutabilmek için ev sahipleri sizden maaş bordrosu istiyor, veya evin kirasının, sizin gelirinizin maksimum üçte biri olması gerekiyor. Yani evin kirası 1000 euroysa sizin en az 3000 euro para kazanmanız gerekiyor ki o evi tutabilin. Ben bir şekilde bu parayı kazanıyordum fakat param kayıt dışı olduğu için bunu kanıtlayamıyordum.

Tuttuğum ev de bu arada büyük bir ev değil arkadaşlar. Bir evin içerisinde yaklaşık sadece bir yatak ve masanın sığabileceği bir odayı tuttum, ve 3 kişiyle birlikte yaşamaya başladım. Hayatımda ilk kez ortak banyo, ortak tuvalet ve ortak mutfak diye bir şeyle tanıştım yani. En zoru ortak banyoydu.

Ya... En zoru ortak banyoydu, yemin ederim bak. Aksilikler yetmiyormuş gibi, bu eve taşınışımın 4. ayında ev sahibi bize bir mektup gönderdi. Dedi ki 'Ben evi satacağım, hayda.' Bu sefer tekrar evsizlik kapıma dayandı arkadaşlar. Yeniden hummalı bir ev arama çalışmasına başladım. Bu arada hayatımın en kötü günlerini geçiriyordum bununla birlikte. Kazandığım para da yetmiyordu.

Toplamda 1750 euro gibi bir maaş alıyordum. Bunun 800 eurosunu o küçük odaya veriyordum, 160 euro da sigorta ediyordum. 960 euro zaten 1750 eurodan geldiği zaman gidiyordu. Tabii ki de velhasıl bu para bana yetmedi ve bütün hayatım o küçücük odanın içerisinde sıkışıp kaldı.

"KAYIT DIŞI ÇALIŞIYORDUM"

Bu sürece daha fazla dayanamadım, bu süreçten kurtulabilmek için yapmam gereken şey bir fabrikada işe girmekti. Ben de gittim bir tane sucuk fabrikasında iş buldum, bu sefer maaşım 2 bin 500 euro oldu ama haftanın 6 günü günde 8 saat bir fabrikada çalışıyordum. Sabah saat 04.30'da Rotterdam'da uyanıyordum, trene biniyordum, trenle başka bir şehre gidiyordum, 6'da iş yerinin servisi geliyordu, ona binip fabrikaya gidiyordum, 7'de fabrikada işe başlıyordum, 5'te fabrikadan çıkıyordum.

Allah affetsin arkadaşlar, buna katlanamadım. Çünkü fabrika... yani gıda sektöründe, gıda fabrikasında çalışmak, hani aranızda çalışan arkadaşlar varsa da bileceklerdir, gerçekten aşırı zor bir şey. İnsanın ömründen ömür gidiyor yani.

Ben de bu duruma 1.5 ay dayanabildim ve kendi kendime dedim ki 'Çağdaş git kendine bir şekilde mesleğinle ilgili iş bul' Sonuçta onu da buldum, bir mimarlık firmasında işe başlamıştım. Evden çıkmama 1 ay vardı, yine kayıt dışı çalışıyordum, parayı elden alıyordum, elden aldığım için yine ev bulamadım.

İşte, artık evsizlik kapıma dayandığında ve kazandığım para bana yetmemeye başladığında, çünkü mimarlık firmasından da 1600 euro kazanıyordum ve bunu elden alıyordum, artık kafama yavaş yavaş Türkiye'ye dönme fikri gelmeye başlamıştı. Mesela hani 25-26 yaşında olsam, hatta 20'li yaşlarda olsam özetle, bu duruma katlanırdım. Fakat biz birlikte büyüdük, ben artık 40 yaşına geldim. Bunu size söyleyeyim yani. 40 yaşında bir insanın yeniden bunları yapabilmesi gerçekten çok çok zor.

"EV SORUNLARI BİTMEDİ, TÜRKİYE'YE DÖNMEYE KARAR VERDİM"

Bunlarla birlikte çok ağır bir karar vermem daha gerekiyordu, çünkü çocuğum Hollanda'da annesiyle birlikte kalacaktı. Tamam, hani sonuçta erkek çocuğu, annesiyle birlikte kalabilirdi fakat bir şekilde babasının da hayatında olması gerekiyordu. Bu nedenle direnme kararı aldım, ben bu duruma direneceğim, bir şekilde burada kalacağım diye.

Fakat ev sorunu... sürekli bunu söylüyorum çünkü en büyük sorun bu... kapıma kadar dayandı ve daha fazla yani sokakta kalma durumuna gelince değerli arkadaşlar, Türkiye'ye dönmeye kesin olarak karar verdim.

Kararımı da şuradan yola çıkarak verdim: Hani Hollanda'da yaşayan, mutsuz, depresyonlu, sürekli para krizi, sürekli bu tarz krizlerle uğraşan bir baba ve çocuğuyla buluştuğunda da sürekli modu düşük bir baba olacağıma, Türkiye'ye dönerim, Türkiye'de kendi işimi yaparım, mutlu olurum. Kendi çevremle, kendi sosyal çevremle, annemle, babamla, arkadaşlarımla...

Çocuğumla yılın belirli zamanlarında görüşürüm, ben oraya giderim o buraya gelecek... Ama mutlu bir baba olurum. Yani buradaki en önemli kriter mutlu bir baba olmaktı. Çünkü siz mutluysanız çocuğunuz mutludur, siz mutsuzsanız çocuğunuz da mutsuzdur.

Hollanda'ya gittiğimizde Cemal, bu arada çocuğumun adı, Cemal 6 yaşındaydı. Artık Cemal 8 yaşına gelmişti ve 3 dili biliyordu. 2 yılı orada geçirmişti. 3 dil derken Türkçe dahil. Türkçe, Felemenkçe ve İngilizceyi bayağı konuşabiliyordu. Felemenkçeyi ana dili gibi, İngilizceyi de B1-B2 seviyesinde konuşabiliyordu artık.

Yani bu kararı vermek artık kapıya dayanmıştı. Tek amacım da mutlu bir baba olmaktı ve bu karar doğrultusunda Türkiye'ye dönmeye, sizlerin arasına, tekrar kendi sosyal çevreme ve kendi ülkeme dönmeye karar verdim." 

Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi