- ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi sonrası, Ümit Yenişehirli, ülkenin tarihine dair dikkat çeken bir yazı yazdı.
- Venezuela, tarih boyunca Batılı güçlerin müdahalelerine maruz kaldı ve bu süreçte doğal kaynakları nedeniyle defalarca sömürüldü.
- Bugün ise petrol zenginliği ülkenin ekonomik dinamiklerini değiştirse de, siyasi istikrarsızlık ve dış müdahaleler devam ediyor.
ABD’nin dünkü zorba müdahalesine maruz kalan Venezuela’yı zor günler bekliyor. Süreç nereye evrilecek şimdilik pek bilinmiyor.
Venezuela’nın tarihte yaşadıkları arasında ise yine bugünkü krizleri hatırlatacak boyutta sarsıcı olaylar yer almaktaydı.
Bu çarpıcı vakaların hemen hepsinin altında da – bugün de olduğu gibi – yine Batılıların imzası vardı.
PALMİYE’DEN GELDİKLERİNE İNANIRLARDI
Bugün “Venezuela” denilen bölgede, ilk insanların izleri 15 bin yıl öncesine kadar gidiyordu. Bunlar; ovadaki tarımcı Arawaklar, kıylardaki avcı ve denizci Karayipler ile And Dağlarında yaşayan teras tarımcısı Cuicalardı.
Bölgenin özellikleri inançlarını şekillendirmişti. Nüfusun ağırlıklı bölümü; bölgede en fazla gördükleri ağaç olan palmiye ve daha birçok şeyin ruhu olduğunu düşünür, soylarının palmiyeden geldiğine inanırlardı.
Aralarında, “bir yıldızdan dünyaya düştükleri” ya da “atalarının yılan olduğu” itikadına sahip olanlar da vardı.

VENEZUELA’YI “BULAN” KOLOMB İSİMLİ BİR HAYDUTTU
“Keşifler” adı altında başkalarına ait zenginlikleri soymak için yola çıkan Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika kıtasına ayak bastığı meşum tarihten sonraki facialardan Venezuela bölgesindeki yerliler de paylarına düşeni fazlasıyla almışlardı.
Batılılar geldiğinde bütün kıtada 50-60 milyon civarında olduğu tahmin edilen – kimi tahminlere göre 80, 90 milyon - yerli nüfus; kılıç, ateşli silahlar, köleleştirme uygulamaları ve salgın hastalıklar vasıtasıyla sadece bir asır içinde 10 – 15 milyon civarına gerilemişti.
Kolomb, kıtanın bu bölgesindeki çevrenin güzelliği karşısında, ileride yapacaklarıyla tamamen ters bir isimlendirmeyle buraya “Cennet” adını vermişti.
ADI, İTALYANCA “KÜÇÜK VENEDİK”TEN GELİYOR
Kristof Kolomb’dan yedi yıl sonra bu kıyılara gelen bir başka denizci haydut, İtalyan Amerigo Vespucci - ki, adı bilahare kıtanın adı da olacaktı - çevredeki Maracaibo Gölü’ne gittiğinde, yerli halkın, evlerini, suyun içine diktikleri yüksek kazıkların üzerine inşa ettiklerini görmüştü.
Ulaşım tamamen kanolarla sağlanıyordu. Bu manzara, Vespucci’ye ülkesindeki Venedik’i hatırlatmış ve “Burası tıpkı Venedik gibi.” demişti.
Vespucci bunun üzerine, bölgeye, İtalyanca “Küçük Venedik” anlamına gelen “Veneziola” adını vermişti.

ALTINLA AKLINI BOZAN AVRUPALILAR
On beşinci asrın başlarından itibaren Venezuela’yı altın, inci, kahve ve kakao odaklı sömürmeye başlayan Batılılar, bunlar içinde en fazla altın potansiyeline kafayı takmışlardı.
“El Dorado” isimli, yarı mitik “altın ülkesi”nin varlığına inanan İspanyollar, İtalyanlar, hâttâ Almanlar, bu uğurda birbirinden tuhaf işler kotarmışlardı.
Kutsal Roma İmparatoru Şarlken, biriken borçlarını ödeyemeyince, Venezuela’yı bir Alman bankacı aile olan Welserlere rehin vermişti.
İmparator, “El Doroda”dan bulacağı altınlarla rehinini geri alacağını, Alman aile de rehin zamanının geçmesiyle birlikte “altın ülkesi”ne de sahip olacaklarının hayalini kurmuştu.
İSPANYOLLAR KOVULDU
Ancak, yerli halka İspanyollardan da sert davranan Almanlar, kısa sürede ülkeden kovulacaklardı.
Öte yandan, altın hayali, İspanyollara da hayır getirmemişti.
Loep de Aguirre isimli maceracı, “El Doroda” yolunda aklını yitirmiş, ülkesi İspanya’nın kralı olan II. Felipe’e savaş açmış, bölgedeki hem İspanyol hem de yerli mülklerini yakıp yıkmış, hâttâ son anlarında düşman eline geçmesin diye kızını kendi elleriyle öldürmüştü.
Aguirre, bugün hâlâ ülke folklorunda, “El Tirano” (Tiran) olarak anılan bir nefret objesi.

SİMON BOLİVAR’IN ÖNDERLİĞİ
Batılılar geldikten sonra üç yüz yılı aşkın kan ve gözyaşı gören Venezuelalılar, Güney Amerika’da İspanya’dan bağımsızlığını ilan eden ilk İspanyol kolonisi olmuştu.
Yerli halk, özgürlüğe kavuşma umudunu, Simon Bolivar isimli bir “kurtarıcı” (El Liberatador) önder zamanında yakalamıştı.
Kendi gibi bir grup Mason’la birlikte, halkı özgürlüğüne kavuşturacağı vaadiyle ortaya çıkan Bolivar, “ölümüne savaş” stratejisiyle İspanyolları kovma mücadelesini başlatmıştı.
13 OCAK 1830'DA NİHAİ BAĞIMSIZLIK İLAN EDİLDİ
Sert bir eylemci olan Simon Bolivar, çıkarttığı “Guerra a Murte” kararnamesiyle, bağımsızlığı desteklemeyen İspanyol kökenlilerin öldürüleceğini ilan etmişti.
5 Temmuz 1811’de çevredeki Kolombiya, Ekvador ve Panama’yla birlikte bir konfederasyon olarak bağımsızlık ilan edildiyse de bu uzun ömürlü olamayacaktı.
İç çatışmalar neredeyse yirmi yıl sürmüş ve nihaî bağımsızlık ancak 13 Ocak 1830’da ilan edilebilmişti.

“KAHVE KOKULU” ÜLKEDEN “PETROL KOKULU” ÜLKEYE
Venezuela’nın, geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren umut veren ancak aynı zamanda başına dert de olan tabiî zenginliği ise petrol olarak ortaya çıkacaktı.
15 Nisan 1914’te Zumaque-1 kuyusunun keşfiyle her şey değişmiş, “kahve kokulu” ülke, “petrol kokulu” ülkeye dönüşmüştü.
Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi haline gelerek, böylece bir tarım toplumundan “petro-devlet”e evrilmişti.
İTHALATA BAĞIMLI HALE GELDİ
Bu durum, ülkenin sosyoekonomik dinamiklerini kökten değiştirmişti.
Gençler, tarlaları bırakıp petrol kamplarına akın etmişti. Bu da “Nasılsa paramız var.” rahatlığıyla neredeyse diğer bütün ürünlerde ülkeyi ithalata bağımlı kılacaktı.
Bütün bunlara rağmen zenginleşme devam ediyordu ve Venezuela, 1970’lere gelindiğinde artık “Suudi Venezuela” olarak anılmaktaydı.

PETROL KANUNLARINI BATILI PETROL ŞİRKETLERİ HAZIRLAMIŞTI
O dönem ülkeyi, “And Dağlarının Tiranı” adı verilen kanlı diktatör, Juan Vicente Gomez yönetiyordu.
Petrol, Gomez’e muazzam bir güç vermişti. Diktatör ise bu gücü halkı için kullanmak yerine Batılılar için kullanmıştı.
Öyle ki, ülkenin petrol yasalarını bizzat Shell, Standard Oil gibi yabancı şirketlerin avukatlarına hazırlatmıştı.
J. V. Gomez, milletin aleyhine yaptığı düzenlemelerle edindiği parasal gücü, halkını ezmeye tahsis etmişti.
ABD İLE İNGİLTERE'NİN PETROL SAVAŞLARINA EV SAHİPLİĞİ YAPTI
Bir yandan da ABD ve İngiltere arasındaki petrol savaşları Venezuela topraklarında yaşanıyordu.
Zumaque-1 kuyusu bugün hâlâ sembolik olarak günde birkaç varil petrol üretmeye devam ediyor.
Venezuelalılar için ise bu kuyu, hem muazzam bir zenginliğin hem de bitmek bilmeyen siyasi krizlere yol açan, “kaynak laneti” adını verdikleri bir hatıra…
